Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

RAKI VE MEZELERİ

Nereden Yazdırıldığı: Sportif Balık Avı Forum
Kategori: AMATÖR BALIKÇILIK Balık Avı
Forum Adı: Balık Yemekleri
Forum Tanımlaması: Balık yemek tarifleri,pişirme yöntemleri,sos tarifleriz.Sizin mutfağınızdan tarifler
URL: http://www.balikta.com/forum/forum_posts.asp?TID=4103
Tarih: 30/Ekim/2014 Saat 15:39
Program Versiyonu: Web Wiz Forums 8.03 wwf-vb - http://www.webwizforums.com


Konu: RAKI VE MEZELERİ
Mesajı Yazan: zıpkıncı
Konu: RAKI VE MEZELERİ
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 03:58
 RAKI ve MEZELERİ

1. Rakı
Rakının milli içkimiz olmasından dolayı sizlere çok özel bir rakı sayfası hazırlamayı düşündük. Her ne kadar insanlar rakıyı içmesini buradan mı öğreneceğiz dese de biz size zaten burada içmesini öğretmeyeceğiz. Sizlere anlatmak istediğimiz rakı hakkında birkaç tane püf noktasını öğretmektir.
Yunanlılar rakıyı bizden nasıl çalmak istiyorlarsa biz de bu içkimize sahip çıkalım ve sürekli ailemizle, arkadaşlarımızla içtiğimiz bu güzel içkimizin hiç değilse tarihini öğrenelim.
Sizlere burada rakı içerken yanında ne yememiz, neler hazırlamamız gerektiği hakkında bir kaç meze tarifi sunacağız. tabii ki bunlar dengeli bir rakı içimi ve hazım kolaylığı sağlaması içindir.

Rakı çok uzun yıllardır Türklerin milli içkisi olmuştur. Bunun sebebi rakının Türkler tarafından bulunmasıdır. Dünyaüzerinde rakının ilk kez Osmanlı sınırları içinde üreitildiğini tüm dünya kabul ediyor. Günümüzde Yunanlılar rakıyı Uzo diye tanıtıp tüm dünyaya bunun bir yunan içkisi olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. Avrupa Konseyi Alkollü İçkiler Ekspresler Komitesi diğer içkilerde olduğu gibi (Skotch Whisky) rakıyı da Turkish Rakı olarak adlandırmıştır.
Eskiden halk arasında rakının kaliteli olup olmadığını anlamak için rakı şişesinin altındaki numaraya bakılırdı. Halbuki bu kanı yanlıştır. Çünkü bu sadece şişenin imal seri numarasıdır. Bir başka kanıya göre rakı şişesi sallanır ve içinde pullanmalar olur. Pullu rakının kaliteli olduğuna inanılır. Bunun sebebi de aşırı soğutulan rakının dışarı çıkarıldığında içindeki aromanın kristalleşmesidir. Tam aksine rakı özelliğini kaybetmiştir.

Rakı kuru ve yaş üzüm ispirtosunun anason tohumları ile ikinci bir damıtılmadan sonra elde edilir. Yıllandırma iki ila altı ay arasında meşe fıçılar içinde yapılır. Litre başına en fazla beş gram şeker katılabilir.
Halk arsında rakıya aslan sütü denilmesinin nedeni eski Osmanlı meyhanelerinde rakının aslan kabartmalı kaplarda sunulması ve renginin sütle aynı renkte olmasıdır. Ve bu inaşının sonucunda insalar rakının içildiği zaman insana cesaret vereceğine inanır. Halbuki tüm alkollü içkiler gibi rakı da insanın kaslarını ve sinirlerini gevşetir.

Dünyadaki diğer rakı çeşitleri şunlardır;
.Sake Rakısı : Japonların ve Çinlilerin pirinçten elde ettikleri rakıdır.
.Slivovits : Sırbistanın erikten ürettikleri rakıdır.
.Kumovica : Yugoslavların üzümden imal ettikleri rakıdır.


Milli içkimiz rakının ilk defa kitabı yazıldı. Meğer eskiden "Aliyülala Gazi Ayıntap Rakısı"ndan, "Üzüm Kızı Rakısı"na kadar ne rakılar varmış! Etiketlerinin arasında gezinirken, keyiften içmeden sarhoş oldum.
Hem Türk olacaksın, hem rakıyı severek içeceksin, hem yıllardır içki yazıları yazacaksın, hem de rakıdan tek kelime bile söz etmeyeceksin... Böyle şey olur mu? Oldu vallahi...

Yıllardır Martinik romlarından, Normandiya calvadoslarına kadar bir dolu içkiyle ilgili yazılar yazdığım halde, bir kez bile rakı yazısı yazmaya elim varmadı. Hem olur olmadık birçok kişi bu konuda kalem oynatmamıştı, hem rakıyla ilgili bilinmedik bir şeyler yazmak pek mümkün değildi, hem de ben böyle bir yazıyı yazma hakkını kendimde görecek kadar "rakıcı" değildim. Ama, sonra...
Sonra rakıyla ilgili enfes bir kitap çıktı, içinde milli içkimizle ilgili hiç bilmediğimiz bir sürü bilgi ve tarihi malzeme vardı. Hatta asırlık rakı etiketleri bile bulunuyordu. Kitabı değerli üstadım, Dünya Barmenler Birliği üyesi ve Türk barmenlerinin duayeni Vefa Zat yazmıstı. Yıllardır bu kitapla ilgili iğneyle kuyu kazar gibi araştırmalar yaptığına tanık olmam, benim için kitabın değerini daha da arttırıyordu. Ve işte artık rakıyla ilgili, daha doğrusu ilk kez yazılan rakının kitabıyla ilgili bir yazı yazabilirdim...
Vefa Ağabey, iletişim Yayınlan'nın "Ehlikeyfin kitapları"' dizisinden çıkan Adabıyla Rakı ve Çilingir Sofrası kitabında, önce rakının tanımını veriyor; "Kuru üzüm alkolü bakır imbiklerde anason tohumuyla ikinci kez damıtılır, litresine en fazla 10 gram şeker konur, kaliteli suyla karıştırılır ve dinlendirildikten sonra şişelenir."
Rakı, ansiklopedik tanımıyla bu. Ama, görünüşte bu kadar basit olan rakı bir zamanlar inanılmaz derecede çeşitliymiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesine göre rakı ürericilerine "Arakçıyan esnafı" denirmiş ve bunlar da muzlu rakı, hardaliye rakı, nar rakısı, anlamına gelen "Arak" sözünden türediği. Araki, terleten anlaımına geliyor. Rakı da, Arakiden türemiş bu görüşe göre. Bazıları da iri, uzun taneli ve kalın kabuklu "Razaki" üzümünden yapılan anasonlu rakının razakiden dolayı zamanla raki, sonra da rakı diye adlandırıldığını ileri sürüyorlar. Gerçekten de eskiden razaki üzümünden nefis rakılar yapılırmış. Rakının ilk kez Irak'ta yapılıp buradan komşu ülkelere yayıldığı, bu yüzden de Irak kökenli anlamına gelen "Iraki" sözcüğüyle anıldığını düşünenler de var.
Bir başka senaryo da, rakı kelimesinin kısrak sütünden yapılan kımızdan damıtılan kımız rakısı "Arika"dan türediği. Vefa Zat, tüm bunları sıraladıktan sonra, "Bence rakının araktan kaynaklanmış olma ihtimali daha mantıklı," diyor.
Kaynağı ne olursa olsun, adı nereden gelirse gelsin, rakı Türkiye'nin içkisi. Osmanlı döneminde bile en sevilen içki. Tarihi bilgiler de bunu doğruluyor. Mesela I880'lerde Sarıcazade Ragıp Paşa'nın Tekirdağ yolu üzerindeki Umurca Çiftliği'nde yapılan Umurca rakısı, çok ünlüymüş. Bu rakının yanı sıra, Erdek rakısı ve Deniz Kızı da pek beğenilirmiş.
Abdülhak Şinasi Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları kitabında yazdığına bakılırsa, boğazda çilingir sofralı kayık sefaları yapılır, kayıkta sazlar çalınır, taze balıklar, siyah ve sarı havyar, Gelibolu sardalyası, Tirilye zeytini, balık yumurtası, türlü peynirler ve meyveler bu rakılara meze edilirmiş...
Sonra Bomonti rakısı bu rakılara rakip çıkmış İzmir'deki bir fabrika Bomonti rakısı ve Alem rakısı adlı iki ürün çıkarmış. Bunlardan iyi dinlendirilmiş Bomonti, epey tutulmuş. Ardından, Kadıköy Söğütlüçeşme'de imalathanesi bulunan Constantin Georgiadis'in yaptığı Elif ve A rakıları piyasaya sürülmüş. Galata'da yapılan Baküs rakısı da bu kervana katılmış. Hanım, Keyif, Ruh, Jale, Dimitrokopulo, Efe, Bahçe, Üzüm kızı ve Memur da dönemin diğer rakı isimleriymiş...

Kitapta I935 yılının Ayda bir dergisinden bir de ilan yer alıyor. Aynen şöyle: "Mideyi bozmaz! Başı ağrıtmaz! Susatmaz! Halis üzümden çekilmiş ve uzun müddet dinlendirilmiş, rakıların en iyisi Bilecik Rakısi'dır." Aynı rakı, Cumhuriyet Almanağı'na da şu ilanı vermiş: "Medhüsenasına lüzum göstermeyen, fevkalade Bilecik rakısı..."


Bahçe rakısı ve Olgun rakı ise 1930'ların diğer rakıları. '40'larda bunlara Galata'da yapılan Çamlıca, Dem ve Fertek rakıları eklenmiş.
Peki bu rakılara ne mi olmuş? İşte orası çok hazin... Adları bile insanı çakırkeyf etmeye yeten bu rakılar, 1944'ten sonra ortalıktan kayboluvermiş... Çünkü 1944'te, rakı üretme ve satma hakkını sadece Tekel Genel Müdürlü-ğü'ne veren kanun çıkmış.Devletin demir eli, bu renkli sektörün üstüne bir kabus gibi çöküp herşeyi tuzla buz etmiş. Tekel'den önce sadece 1938 yılında 48 tane rakı üreticisi varmış. Büyük şehirlerin yanı sıra Eskişehir, Balıkesir, Edirne, Kastamonu, Muğla, Antalya, Çanakkale, Erzurum, Giresun, Kocaeli, Konya, Samsun ve Trabzon gibi illerde de harıl harıl rakı damıtılıyormuş. Bazı imalatçılar değişik kalitelerde iki-üç rakı yaptıklarından, o yıllarda piyasada yüz civarında marka bulunduğu tahmin ediliyor.
Gerçi bu devletleştirme, rakıcıların devletten yedikleri ilk tokat olmamış. Geri kafalı siyasetçiler 1920'de kanunla her türlü içkinin yapılmasını, satılmasını ve içilmesini yasaklamışlar. Rakı üretenler batmış, onların yerine kaçak rakı imalatı yaygınlaşmış. Üzüm evlerde kıyma makinelerinde kıyıldıktan sonra, çamaşır leğenlerinde mayalandırılıyor, gaz tenekelerinden yapılan imbiklerde de damıtılıyormus. Tabii bu rakılar berbatmış. Vefa Ağabey'in Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Meyhanede Kadınlar kitabından aktardığına göre, bir gün sarhoşun biri kötü rakıdan içerken şöyle isyan etmiş:
"Getir ulan... Anasını sattığımın dünyası... Polis mi gelecek? Jandarma mı? Birkaç tek ikramla gönüllerini alırım. Tenezzül edip istanbul Valisi burayı şereflendirseler bir iki toka ile işi geçiştiririm. Her zaman ziyafetlerde şampanya içilmez ya... Yasaktan sonra rakılar ne hale geldi. Tatsın da anlasın. Görevlidir."
Neyse ki bu saçmasapan yasa akşamcıları 6 yıl inlettikten sonra kalkmış. Rakıcılar da kaliteli rakıya susamış tiryakilerin açlığı sayesinde eski günlerine dönüvermişler. Ama bu kez de '44'te devletçilik fırtınası bu güzel rakıları tarihe gömmüş.
O zamanki adı "İnhisarlar idaresi" olan Tekel, değişik fabrikalarda ürettiği rakılarını farklı isimlerle piyasaya sürmüş. "Aliyülala Gazi Ayıntap Rakısı", "Halis soma ve anasondan mamul Ala Boğaziçi Rakısı", "Hususi fevkalade rakı", "Hususi ala rakı", "Nazilli rakısı", "Aydın rakısı", "Yalova rakısı". "Filurya rakısı" ve "İyi rakı" bunlardan bazılarıyrmş...
Aradan 50 yıl geçtikten sonraki durumu ise hepimiz biliyor, yaşıyoruz. Rakı üretimi hala devletin tekelinde. Üstelik, dünyada alkolizmle savaşan bir-iki İskandinav ülkesi dışında içki üretiminde devlet tekeli hiçbir ülkede kalmamışken bu böyle... Devlet rakı talebini karşılayamıyor, aldığı üzümü rakıya yetiştiremiyor, berbat pancar küspesi alkolünü rakılara katıp üzümden gelen o güzelim tadın içine ediyor. Bazen de anasonu az aldığından rakıya az koyuyor, rakı diye tatsız tutsuz bir alkol yapıyor bu defa. Üstelik rakıların içenin gönlünü okşayan bir özelliği de yok. Kulüp rakısının o nefis etiketini saymazsak, diğerleri hiçbir özelliği, otantikliği olmayan, sıradan etiketler, sıradan şişeler ve sıradan isimlerle pazarlanıyor.
Vefa Ağabey'in kitabındaki o güzelim etiketlere baktıkça, rakıların isimlerini okudukça ve devletin üç çeşit rakısına mahkum olduğumuzu hatırlayınca, insanın isyan edesi geliyor:
"Ey devlet, çık artık Şişemizin, kadehimizin içinden!"
Mehmet YALÇIN
Esquire / Ekim-1994

2. Rakı Çeşitlerimiz
Altınbaş
Sadece üzüm sumasından üretilir. Hacmen %50 alkole sahiptir.
Türkiye de üretilen rakılar arasında içimi ve kokusu en güzel olan rakıdır.
Bizi dünyada temsil eden bu rakı aynı zamanda rakı tarifi verilirken baz alınır.
Kulüp
Altınbaş gibi üzüm sumasından üretilir ve % 50 alkol içerir.
Kulüp ve Altınbaş rakının arasındaki farkı sadece tiryakiler bilir.
Her ikiside Türkiye' nin en iyi rakıları olma yarışında birbirilerine rakipler.
Tekirdağ
Tiryakiler üzülmesin ama Tekirdağ rakısının Tekele göre hiçbir özelliği yok.
Ünüde sadece hurafeden ibaret. Tekelin dediğine göre bu fabrikada standart rakı üretiliyor.
Belki de Tekirdağ'ın suyudur bu rakıya tadını veren. Tekirdağ rakısı % 45 alkol içermektedir.
Yeni Rakı
Gelgelim Yeni Rakıya. Hacmen %45 alkol içermekte olup alkolun en az % 65'i üzüm sumasından elde edilir.
Yeni Rakının hayatımızda çok önemli bir yeri vardır.
Belkide ilk içtiğimiz rakı belki de hayatımızda en az bir kez içtiğimiz rakı.
Dip Rakısı
Dip Rakısıda ne demeyin. Dip rakısı sadece tekel çalışanlarına ve özel hediyeler için hazırlanan rakıdır.
Standart rakı üretilirken içinde bulunduğu tanklarda üç katman oluşturur.
Dip Rakısı bu katmanların en altındaki kokusu ve tadı en güzel olan katmandan yapılır.

3. Rakınamae

İçmesinin bilene
Zevk-u sefadır.
İçme'yi bilmeyene
Cevr-ü cefadır rakı.
Bir münasip mikdarı
Muhabbet anahtarı
Kaçırırsan ayarı
Can'a ezadır rakı.
Ne dert kalır, ne keder,
İçeni mes'ut eder.
İçebilirsen Eğer
Ruhu ciladır rakı.
Ham ervahsan yanaşma
Arif'sen ondan şaşma,
İç ama, haddi aşma
Ferahfezadır rakı.
Yarattığı ahengi,
Ne saz verir ne çengi,
Terbiyenin mihengi
Dense sezadır rakı.
Beyaz peynir, domates,
Yanına bir kavun kes,
Çiğ köfteyle ne enfes
Bir iptiladır rakı.
Biraz tuzlu leblebi,
Kadehin billur leb'i,
Dudakları öpmeli,
Yoksa hebadır rakı.
Ehli kemal olana
Zevkle hem'hal olana,
Sohbette tad bulana,
Yar'ı vefadır rakı. Misten ala kokusu,
Ana sütü gibi su,
Şu ki sözün doğrusu
Müstesna ma'dır rakı.
Dost bezminde sohbette
Neşe-i muhabbette
Her manevi lezzete
Bir vasıtadır rakı.
Nükte, cinas anlayan
Ahengi-i bezm'e uyan,
İçip zırvalamayan,
İşte o'nadır rakı.
Eşek içince zırlar,
Köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar,
İnsanlar'adır rakı.
Al kadehi eline,
Dokun gönül teline,
Muhabbet alemine,
Bir merhabadır rakı.
Adabı, erkanı var,
Zamanı mekanı var,
Kimin ki iz'anı var,
O na şifadır rakı.
Gönül dargınlarına,
Vefa kırgınlarına,
Hayat yorgunlarına,
Haza devadır rakı.
Mirkelamoğlu der ki:
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı.

Necip Mirkelamoğlu

4. Rakı Kimlerle İçilir

Rakı içmeye başlamadan önce sofranızın meyhanedekiler gibi donatmalıyız. İçeceğimiz insanlara gelince bunlar sevdiklerimiz, arkadaşlarımız, muhabbeti güzel olanlar, hoşgörülü olanlar, dinlemesini bilecek, sizin de onları dinlerken zevk alabileceğiniz hoşgörü sahibi, keyif kaçırmayacak veya aile ortamında ya da kız arkadaşınız olabilir.
Bu sofra insanların birbirlerini anlayabileceği, birbirlerine anlatmak istedikleri karşılıklı sevgi ve saygının hakim olduğu bir sofradır.

Rakı içtikten sonra huzursuzluk yaratmak için, kafanız bozuk olduğu zaman veya birinin hatırı olduğu için içilmemelidir. Rakı insanları birbirlerine yaklaştırdığı kadar çok fazla da uzaklaştırabilir. Dengeli demlenmeyi bilmiyorsak ortamımızın tadı kaçar.
Rakı sofrasına otururken ve kalkarken eklımızda olması gereken o masaya gülüp eğlenmek için oturduğumuzdur.
Rakı sofrasında insanlar çok mütevazi ve samimi oldukları için bu masada dostluklar pekişir ve kolay arkadaş edinilir. Eskilerden beri bu şekilde cereyan etmiştir. Hala da öyle olduğunu görebiliyoruz. Rakı en güzel aile ortamında içilir.


Bu davranış karı koca arasındaki veya aile fertleri arasındaki bağları kuvvetlendirir.Burada anlatılanlar sadece içmesini veya demlenmesini bilenler içindir.

5. Rakı Nasıl İçilir

Eskiden rakı kadehlerde sek olarak içilir ve üzerine bir yudum su alınırdı. Günümüzde ise rakıyı rakı bardağı dediğimiz aslında limonata bardağı olan bardakta sek olarak değil de su ile karıştırarak içiyoruz. Rakı içmenin en büyük püf noktası soğutulmuş rakı, bardak ve soğuk sudan geçer. Aksi takdirde rakı içiminden hiçbir zevk alınmaz.

Çoğu insan rakıyı kendine özgü bir tarzda içer. Kimisi sulandırarak, kimisi sek içerek, kimisi şişesinden içerek keyif almaya çalışır. Büyük çoğunluk ise kendi ağız tatlarına en uygun karışımı hazırlar.
Rakı hazırlanırken dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta da bardağa önce rakı, sonra su, son olarak da buz konulmasıdır. Rakıyı sulandırmadan üzerine buz konulursa rakının aroması kristalleşir ve rakının tadı bozulur. Rakı meze ile birlikte yudum yudum ve yavaş içilir.
Demlenmek rakı içerken kullanılan bir kelimedir. Bunun sebebi çayın rengi ve kokusu suya sinerek içilecek kıvamı almasıdır. Atalarımız da buradan yola çıkarak rakı masasında demlenme sözcüğünü kullanır. Rakı sofrasında demlenmek ve sarhoş olmayı birbirinden ayırtedebilmek gerekir. Bu yüzden rakı içmek özen gerektiren bir iş olduğundan sadece içmesini bilenle içilir. Rakı içen herkes kendi ayarını kesinlikle bilir. Sınırları zorlamaya başladığımızda bu işe dur demeyi bilmeliyiz. Rakıyı bilinçli olarak tadını seviyorsak içmeliyiz. Rakı hiçbir zaman sarhoş olmak için içilecek bir içki değildir. Çünkü bunun sonuçları çok kötü olabilir. Eğer rakı masasında biz ve karşımızdakiler dengeli demlenebiliyorsak ne mutlu bize.


Rakı yalnız başına içilmeyip arkadaşlar veya dostlarla birlikte içilir. Çünkü rakı masaları sohbetlerin yapıldığı, hikayelerin anlatıldığı, hem dinleyici hem konuşmacı olduğumuz bir ortamdır. Bu sanki bir grup terapisine benzer. Ayrıca rakı masasında herkes birbirine saygılı olmak zorundadır.

6. Rakı Ne Zaman İçilir

Haydi Abbas, vakit tamam ;

Akşam diyordun, işte oldu akşam

Kur bakalım çilingir soframızı

Dinsin artık bu kalp ağrısı

35 yaş şiiri / Cahit Sıtkı Tarancı

Birçok şairin de dediği gibi güneş battıktan sonra içilir. Akşamın karanlığında günün üzerimizde bıraktığı etkiyi azaltmak, rahatlamak ve biraz olsun dertlerimizden uzaklaşmak için içilir.

Aynı zamanda akşam olduğunda herşey görmek zorunda kalmayız. Canımızın istediklerini, kalbimizin hissetdiklerini, kısacası görmek istediklerimizi görürüz.
Rakı içerken mevsimlerin de farklı etkileri oluşur insan üzerinde. Örneğin bir ilkbahar akşamında ırmak kenarında suyun sesini dinlerken...Kışın çatıya vuran yağmurun sesini dinlerken... Sıcak bir yaz akşamında arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde, rüzgarlı bir sonbahar gününde dökülen yaprakları izlerken içilen rakılar damağımızda hep farklı tatlar bırakır.

Bunlardan farklı olarak rakı aile toplantılarında, misafirliklerde, herhangi birşeyi kutlamak için, dostlarla bir araya geldiğimiz zamanlarda içilir.

7. Rakı Nerede İçilir

Türkiye' de rakı başta meyhane olmak üzere, barda, restoranda, piknikte, otellerde ve tabii ki evde içilir. Farklı yerlerde rakı içmenin farklı adapları vardır.
Meyhane, mey (şarap) ve hane kelimelerden türemiştir.Türkiye'ni dört bir yanında İstanbul meyhaneleri kendilerine özgü üslupları ile ünlenmişlerdir. Meyhaneye kesinlikle karın doyurmak için girilmez. Meyhanenede ana yemekler (karın doyurucu) hariç tüm mezeler bulunur.
Buralarda restoranlardaki gibi mezeler mönüden değil görerek seçilir. Meyhane geleneklerine göre sofrayı donatmak deyimi çok kullanılır. Meyhane saygılı bir ortam ve her müşteri bir kraldır. Meyhanelerde insanları rahatsız etmeyecek şekilde Türk Sanat Müziği çalınabilir. Günümüzde meyhanelerde maç ve at yarışları izleyen insanları görmek bizi üzüyor.
Bar ortamları kalabalık, yüksek sesli müzik olduğundan rakı içmek için bir mekan değildir. Barlarda çoğunlukla amerikan bar kullanıldığından bu masalarda da rakı içmek uygun değildir.
Restoranlar meyhanelerle aynı işi yapmalarına rağmen bu gibi yerler kendilerini bir üst düzeyde görüyorlar. Buralarda rakı içmek meyhanelerdeki kadar keyifli olmaz.
Rakı içmek için bir diğer ortamsa doğadır. Pikniğe gittiğimizde ızgara yapılır, peynir ve domates gibi çok güzel mezelerimiz olur yanımızda. Türkiye'de piknik yapmak için genellikle şehir dışına çıkmak zorunda kalırız. Bu gibi yerlere yürüyerek gidilmesi zor olduğundan arabayı giderken biz, dönüşte de rakı yerine kola içen bir arkadaşımızın kullanması iyi olur. Bir de halk arasında açık havada rakı insanı çarpmaz şeklinde bir söylenti vardır. Bu kesinlikle yanlış ve yapılmaması gerekir. Çünkü alkol güneş altında insanı daha fazla etkiler. Eğer alkolden veya rakıdan hoşlanmıyorsak bir tane bira veya bir bardak kırmızı şarap piknikte daha uygun olur.

8. Soslu Karides Salatası

500 gr karides, 1 küçük soğan, 1 küçük havuç, 1 ince dal pırasa, 1 kerevizin dal ve yaprağı, 1 çay kaşığı tuz. Sos için, yarım su bardağı yoğurt, 1 yemek kaşığı ketçap, 2 diş sarmısak, 1 tatlı kaşığı sirke, 1 tatlı kaşığı limon suyu, madanoz.


Karidesleri önce temizleyin. Sosu hazırlamak için yoğurt ve ketçapı karıştırın, bunlara sarmısağı ezerek katın. Sirke, limon suyu, kıyılmış maydanozu ilave ederek iyice karıştırın. Soğuyan karidesleri önce kafalarını kopartıp kabuklarını zedelemeden soyun, tek sıra olarak yayvan bir servis tabağına dizin. Üzerine sosu dökerek sofraya getirin. Isterseniz karıştırmadan sosu ayrı bir kapta söğüş karideslerin yanında servis yapabilirsiniz.


9. Sarmısak Turşusu

Yarım kilo sarmısak, 1 su bardağı sirke. 1 silme yemek kaşığı deniz tuzu, 1-2 sap kereviz yaprağı, 3-4 sap dereotu.

Sarmısakların kabuklarını ayıklayın. Kaynar suda bir dakika bekletin, süzün ve kurulayın. Aralarına kereviz ve dereotu yapraklarını koyarak sarmısak dişlerini kavanoza yerleştirin. Diğer yandan sirke ve tuzu birkaç dakika kaynatıp soğumaya bırakın. Sirke ve tuz karışımını soğuduktan sonra sarmısaklann ustünü örtecek şekilde kavanoza boşaltın. Kuru ve az ışık alan bir yerde bir ay süre ile bekletin. Meze olarak tek başına veya yeşil zeytinin yanında servis yapın, salataları süslemek için kullanın.

10. Sarmısaklı Karides
250 gram orta boy iri karides, 6 diş sarmısak, 1 çay kaşığı kırmızı toz biber.

Çiğ karidesleri ayıklamadan bütün olarak ısıya dayanıklı (toprak veya cam kap veya fırın tepsisi) yayvan bir kaba dizin. Sarmısakların kabuklarını soyun ve doğrayın, karideslerin üzerlerine dağıtın, kırmızı pul biberi ekin, karidesler renk değiştirinceye kadar 10 dakika süre ile fırında tutun, sıcak servis yapın.

11. Karides Salatası
250 gram küçük karides, 1 pırasa, 1 küçük havuç. 2 dal kereviz yaprağı, yarım demet maydanozun sapları. 1 orta boy domates. 1 çarliston biber. 1 sivri biber, 8 küçük kültür mantarı. 8 yeşil zeytin, 1 yemek kaşığı doğranmış salatalık turşusu, yarım demet maydanozun yaprağı, 3 yemek kaşığı zeytinyağı. 1 limonun suyu, 1 çay kaşığı tuz.

Pırasayı yıkayın, dış kabuğunu soyun, beyaz ve yeşil kısımlarını yarım santim kalınlığında doğrayın. Havucu kazıyın, yıkayın, yarım santim kalınlığında doğrayın. Kereviz yaprağını yıkayın. Maydanozu yıkayın, saplarını kesin, yapraklarını ince doğrayın. Pırasa, havuç, kereviz yaprağını ve maydonoz saplarını tuz ile birlikte içinde soğuk su olan bir zencereye koyun, fokurdamaya başladıktan sonra 10 dakika süre ile kaynatın. Sürenin sonunda karidesleri kaynar suya atın, zedelemeden kevgir ile karıştırarak 3-4 dakika haşlayın, tencereyi süzgece boşaltın, soğumaya bırakın. Soğuyan karideslerin kafalarını atın, kabuklarını ayıklayın. Domatesi kaynar suda çok kısa bir süre tutun, çıkarıp kabuğunu soyun, küçük küpler şeklinde doğrayın. Çarliston ve sivri biberin saplarını kesin, tohumlarını boşaltıp, yarım santim uzunluğunda doğrayın. Mantarları limonlu suyun içine atın, ovarak üzerlerini temizleyin, saplarının sararmış kısımlarını kesip atın, mantarların herbirini dörde bölün. Bir salata kabında karides, domates, yeşil biber, mantar, zeytin, turşu, maydanoz, zeytiyağı, tuz ve limon suyunu karıştırın, sofraya getirin.
Kış mevsiminde domates ve yeşil biberin lezzetlisini bulamadığınız takdirde diğer tarif (Karides salatası soslu) uygulamanızı öneririz.

12. Limon Salçalı Hamsi

12 adet iri hamsi, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, 2 limonun suyu, 1 çay kaşığı taze çekilmiş karabiber, yarım çay kaşığı tuz, yarım demet dereotu.


Hamsilerin kafalarını kopartın. Içlerini temizleyin. Yıkayın, biraz una bulayın. Bir kaç dakika bekleyip kolayca ortalarındaki kılçıkların etlerini zedelemeden çıkartın. Bu şekilde elde edeceğiniz hamsi filetolarını kanlarının tamamen çıkması için 15 dakika soğuk suda bekletin. Bir kaba derileri alta gelecek şekilde balıkları açarak yanyana yerleştirin. 4 kaşık su koyup beş dakika süre ile buğulama yapın. Soğutun. Balıkları zedelemeden bir servis tabağına alın. Zeytinyağını, limon suyunu, tuzu ve karabiberi çırparak karıştırın. Üzerlerine gezdirin. Ayıklayıp kıyacağınız dereotunu serpin ve sofraya getirin. Aynı mezeyi sardalya ile de yapabilirsiniz. Dereotunu sevmediğiniz takdirde onun yerine fesleğen veya maydanoz kullanabilirsiniz.

13. Limonlu Çiğ Hamsi

12 adet iri hamsi, 2 diş sarımsak, 1 çay kaşığı tuz. 1 tatlı kaşığı rezene tohumu, 2 limonun suyu, 1 çay kaşığı taze çekilmiş karabiber.


Hamsileri önce bir güzel temizleyin, yayvan bir cam kaba derileri alta gelecek şekilde balıkları açarak bir sıra yerleştirin. Tuzu ekin, rezeneleri ve ince kıyacağınız sarmısakları serpin, karabiberi balıkların üzerinde gezdirin. Limon suyunu balık filotolarını örtecek kadar dökün. Kabınız ufak, balıklarınız daha fazla ise ikinci bir sırayı da, aynı şekilde yapın. Üzerini kapatın buzdolabına koyarak en az 24 saat bekletin. Servis yapmadan önce limon suyundan çıkartarak üzerine sızma zeytinyağını gezdirip sofraya getirin. Aynı mezeyi sardalya ile de yapabilirsiniz. Bu durumda buzdolabında 2-3 saat bekletmek yeterli olur. Balıkların üzerine koyulan rezene tohumunun kokusunu sevmediğiniz takdirde yerine fesleğen, dereotu veya maydanoz kullanabilirsiniz.

14. Balıklı Domates Dolması
8 adet küçük domates, 1 kutu ton balığı konservesi (200 gr), 3 yemek kaşığı kırıntı beyaz peynir, 2 sivri biber, 1 yemek kaşığı limon suyu, 1 demet dereotu, 1 çay kaşığı kırmızı biber, tuz.


Domatesleri yıkayın. Üstelerini kapak şeklinde kesin. Içlerini küçük bir kaşıkla boşaltın. Tuz serpin. Ters çevirerek suların süzülmesi için bırakın. Balık konservesin yağını süzün. Çukur bir kaba boşaltın. Beyaz peyniri rendeleyin veya çatalla ezerek kırıntı haline getirin. Sivri biberin sapını kesin, çekirdeklerini atın, halka şeklinde doğrayın. Dereotunun kalın saplarını atın. Yapraklarını çok ince kıyın. Peynir, sivribiber, limon suyu, dereotu ve kırmızı biberi balığa katın. Hepsini ezerek veya mutfak robotundan geçirerek püre haline getirin. Domateslerin içlerini bu harçla doldurup buzdolabında iki saat kadar tutun ve sofraya getirin. Arzu ederseniz ton balığı yerine sardalye konservesi veya başka bir balık haşlaması kullanabilirsiniz. Peynir kullanmak istemezseniz ton balığını mayonez ile karıştırıp domateslere doldurabilirsiniz.

15. Midye Pilaki

30-35 adet iri midye eti, 1 orta boy soğan, 1 körpe havuç, 1 küçük boy kereviz, 1 orta boy patates. 1 orta boy domates. 1 dolmalık biber, 1 tatlı kaşığı un, 1 çay kaşığı toz şeker, yarım demet maydanoz, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz, karabiber.

Midyeleri yıkayın, süzün. Soğanın kabuğunu soyun, diş şeklinde çentin. Havucu kazıyın, uzunlamasına ikiye bölün, bir santim kalınlığında yarım ay şeklinde doğrayın. Kereviz ve patatesin kabuğunu soyun, bir santimlik küpler şeklinde doğrayın, kararmamaları için soğuk suya atın. Domatesin kabuğunu soyun, çekirdeklerini atın, küçük küpler şeklinde doğrayın. Dolmalık biberin sapını çıkarın, çekirdeklerini boşaltın, yarım ay şeklinde doğrayın. Maydanozu yıkayın, kalın dallarını atın, yapraklarını ince kıyın.
Üç kaşık zeytinyağı ile soğanı pembeleşinceye kadar (5-6 dakika) kavurun, havuç, kereviz ve patatesi ekleyin, 3-4 dakika daha kavurun, gerektiği takdirde sıcak su ekleyin, şeker, karabiber ve tuzunu koyun, sebzeler yumuşayana kadar pişirin. Sonunda domatesi, biberi ve unu katın, arada bir dibinin tutmaması için karıştırarak sebzeleri tam olarak pişirin. Sebzeler suyunu çekince midyeleri atın, iki-üç dakika daha kısık ateşte birlikte pişirmeye devam edin. Ateşi söndürünce maydanozu serpin, kendi tenceresi içinde soğumaya bırakın. Ilık veya soğuk olarak ikram edin. Arzu ederseniz taze domates yerine ılık suda eritilmiş 1 yemek kaşığı domates salçası katabilirsiniz.


16. Sarmısak Soslu Midye

20 midye eti, 3 diş sarmısak, yarım çay kaşığı tuz, yarım demet maydanoz, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 4 yemek kaşığı limon suyu.


Midyeleri yıkayın. Süzün, bir tencereye koyun ve kısık ateşte kendi suyu ile 10 dakika pişirin. Sarmısakları ayıklayın ve tuz ile ezin. Maydanozu ayıklayın, yıkayın, kalın saplarını atın ve yapraklarını kıyın. Sarmısak, limon suyu ve maydanozu karıştırıp midyelerin üzerine dökün. Karştırın ve ılık servis yapın. Kabuklu midye kullanacaksanız önce midyeleri bir tencereye koyup ateşe oturtun ve kabukları açıkdıkça midyeleri çıkartıp alın.


17. Palamut Marine


1 palamutun kılçıksız filetosu, 1 yemek kaşığı tam öğütülmemiş kara biber, yarım yemek kaşığı tuz, 3 limonun suyu.



Palamutu alırken iki fileto halinde kestirin. Yıkayın ve suyunu süzdürün. Kılçıksız filetoyu kağıt mutfak peçetesi ile kurulayın. Bir tabağa balık filetosunu koyun. Iki tarafını da tuzlayın. Başka bir tabağa biberleri yayın. Tuzlanmış balığı elinizle bastırarak biber parçalarının saplanmasını, yapışmasını sağlayın. Ağzı kapaklı çukurca bir cam kaba balığı yerleştirin. Üzerini örtene kadar limon suyunu dökün. Buzdolabına kaldırıp 4 gün bekletin. Servis yapmadan önce ince uçlu keskin bir bıçakla derisini soyun. Dilimleyerek sofraya getirin. Balığı dilimleyip üzerine biraz zeytinyağı serpip yanında kırmızı soğanla da servis yapabilirsiniz.


18. Bamya Kızartması

10-15 adet iri orta boy taze bamya, 1 yumurta, 1 kahve fincanı maden suyu, 1 yemek kaşığı un, su, tuz, kızartmak için sıvı yağ.

Bamyaları yıkayıp kurulayın. Yumurta, soda, un, tuz ve suyu karıştırın. Çırparak suluca hamur durumuna getirin. Sıvı yağı derince bir tavada kızdırın. Bamyaları hazırlamış olduğunuz bulamaca batırdıktan sonra kızartın. Fazla yağların süzülmesi için kağıt peçetesine çıkarın. Servis tabağına alarak sıcak olarak sofraya getirin. Kızartılacak bamyaların taze olması gerekmektedir. Servis yaparken yanında kesilmiş limon dilimi, limon suyu veya yoğurt verilmesi sindirimi kolaylaştırması açısından yararlı olacaktır.

19. Lahana Mezesi

Yarım kırmızı lahana, 1 dilim bayat ekmek, 1 su bardağı yoğurt, 3 diş sarmısak, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, yarım çay kaşığı sirke, 1 çay kaşığı pul biber.

Kırmızı lahanayı ince ince kıyın. 1 kaşık tuzla ovun. Yıkayın. Mutfak robotunda püre haline getirin. Ekmek diliminin kabuklarını kesin. 10 dakika suda bırakın. Çıkarıp avucunuzla sıkın ve didikleyin. Sarmısağı ayıklayın, dövün ve yoğurda katın. Önce kırmızı lahana püresi ekmek ve sarmısaklı yoğurdu karıştırın. Zeytinyağı ve sirkeyi katın, tekrar karıştırın. Servis tabağına alıp üzerine kırmızı pul biber ekin. Sofraya oturulmayan kalabalık toplantılarda bu mezeyi ekmek dilimlerine sürüp kanape olarak da sunabilirsiniz.

20. Cevizli Mercimek Köftesi

1 orta boy havuç, yarım su bardağı mercimek, yarım su bardağı ceviz içi, 2 yemek kaşığı un, çeyrek demet maydanoz, 1 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar, 1 yumurta, 2 yemek kaşığı galeta unu, tuz, karabiber.

Havuçları yıkayın, kazıyın, iki veya üçe bölün, az tuzlu suda yumuşayana kadar haşlayın, kendi suyunda soğumaya bırakın. Mercimeği ayıklayın, yıkayın, az tuzlu suda haşlayın. Havuç, mercimek ve ceviz içini kıyma makinesi veya mutfak robotundan geçirin. Un, maydanoz, kaşar, tuz ve karabiberi katın ve yoğurun. Elinizle köfte şekli verip galeta ununa batırın. Buzdolabında bir saat tutun. Çıkartıp kızgın yağda kızartın. Köfteleri tavadan çıkartınca kağıt havluda fazla yağını süzdürün. Sıcak servis yapın. Arzu ederseniz un yerine galeta unu katabilir ve hiçbir şeye bulamadan doğrudan yağa atıp kızartabilirsiniz.

21. Domatesli Fesleğenli Erişte

2 su bardağı ev eriştesi, yarım bardak su, 3 orta boy domates, 6 diş sarmısak, 4 iri yaprak yemeklik fesleğen, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, kırıntı beyaz peynir, tuz, karabiber.

Domatesleri irice rendeleyin. Sarmısakları ayıklayın ve havanda fesleğenler ile ezin. Dibi yapışmaz bir tencereye zeytinyağı ve fesleğenli sarmısağı koyun. Iki dakika çevirerek kavurun. Domates rendesini ekleyin. Kaynamaya başlayınca su, tuz ve karabiberini koyun. 3 dakika daha kaynatın. Erişteyi ekleyin ve tahta kaşıkla karıştırıp yayın. Tencerenin ağzını kapatıp kısık ateşte suyunu tamamen çekene kadar pilav gibi pişirin. Indirmeye yakın tahta bir kaşıkla dibinin tutmaması için bir iki kere ezmeden karıştırın. Ateşi söndürüp on dakika demlendirin. Servis tabağına boşaltıp üzerine kırıntı veya rende beyaz peynir serpin, sıcak olarak sofraya getirin. Bir yaz yemeği olan bu erişteye piştikten sonra servis yaparken peynir yerine taze badem veya ceviz içi koyabilirsiniz.

22. Havuç Kızartması

2 orta boy havuç, 2 yemek kaşığı un, 1/3 çay bardağı kabartma tozu, 1 çay bardağı kırmızı biber, tuz, kızartma için sıvı yağ.

Havuçları yıkayın ve bütün olarak tuzlu suda 10 dakika haşlayın. Süzün ve soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra kabuklarını sıyırın. Yarım santim kalınlığında verev doğrayın. Çukur bir kaba unu, kabartma tozunu, kırmızı biberi ve tuzu koyun. Yavaş yavaş su ekleyerek sulu bir hamur kıvamına getirin. Tavada yağı kızdırın, havuç dilimlerini teker teker bulamaca batırıp kızartın. Çıkartıp kağıt peçetede fazla yağını süzün. Sıcak olarak servis yapın. Kabartma tozu yerine 2 yemek kaşığı maden sodası kullanabilirsiniz. Arzu ederseniz yanında yoğurtla servis yapabilirsiniz.

23. Havuç Mücveri

3 adet orta boy havuç, 3 adet taze soğan, 1 yemek kaşığı un, ¼ demet dereotu, tuz, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Havuçları yıkayın. Kazıyın ve kabuklarını soyun. Rendeleyin. Taze soğanların dış kabuklarını soyun ve püskülünü atın. Ince halkalar şeklinde doğrayın. Maydanoz ve dereotunu yıkayın. Dallarını atın. Yapraklarını kıyın. Çukur bir kapta rende havuç, taze soğan, un, maydanoz, dereotu, yumurta, tuz ve karabiberi karıştırın. Çok yumuşak, az sulu hamur haline gelince tahta bir kaşıkla alıp kızgın yağa bırakın. Üzerini hafifçe bastırarak düzeltin. Iki tarafını pembeleşene kadar kızartın. Kağıt peçetede fazla yağını süzerek sıcak servis yapın. Yanında limon dilimi veya yoğurt ile ikram edebilirsiniz.


24. Biberli ve Cevizli Ispanak
500 gram ıspanak, yarım çay kaşığı kabartma tozu, 2 yemek kaşığı ceviz içi, 1 orta boy soğan, 2 diş sarmısak, 2 çay kaşığı pul biber, 2 yemek kaşığı zeytinyağı.

Ispanağın kök ve saplarını ayıklayın. Yapraklarını birkaç defa sudan geçirerek yıkayın. Içine kabartma tozu ve tuz koyduğunuz kaynar suda 3 dakika haşlayın. Çıkartıp süzün. Soğuyunca kıyın. Ceviz içlerini elinizle küçük parçalara ayırın. Soğanı ve sarmısağı çentin. Bir tavaya zeytinyağını koyup kızdırın. Önce 3 dakika cevizi kavurun. Sonra soğan, sarmısak ve biberi atıp 2 dakika daha kavurmaya devam edin. Kıyılmış ıspanağı ekleyin. Tuz ve karabiberini ayarlayın. Sıcak servis yapın. Arzu ederseniz ceviz yerine dolma fıstığı kullanabilirsiniz.

25. Ispanak Köftesi

500 gram ıspanak, ½ çay kaşığı kabartma tozu, 1 su bardağı süt, 1 su bardağı lor, 1 yumurta, 3 yemek kaşığı un, ½ çay kaşığı hindistan cevizi, tuz, karabiber, ½ su bardağı kaşar peyniri rendesi.

Ispanağı her zamanki gibi hazırlayın. Çukur bir kaba alın. Içine sütü, loru, yumurtayı, unu, hindistan cevizini, tuzunu ve karabiberini koyup iyice karıştırın. Elinizle köfte şeklini verin ve una bulayın. Buzdolabında iki saat kadar bekletin. Bir tencerede su kaynatın, unlanmış ıspanak köftelerini teker teker içine atın, su yüzüne çıkan köfteleri bir kevgirle alın. Süzüp bir fırın tepsisine dizin. Üzerlerine kaşar rendesini serpip 10 dakika fırında tutun. Sıcak servis yapın. Un yerine galeta unu kullanabilir, yağa atıp kızartabilirsiniz.

26. Ispanak Kökü Mücveri

1 kilo ıspanak, 3 adet taze soğan, 2 yemek kaşığı un, 2 yemek kaşığı kırıntı beyaz peynir, yarım demet maydanoz, 2 yumurta, tuz, karabiber, kızartma için yağ.

Ispanağın yapraklarını köklerin 5 santim üzerinden kesin. Başka bir yemekte kullanmak üzere ayırın. Kökleri içinde bulunan su derince bir kaba alınır. Çamurlardan arınması için birkaç saat beklenir. Sudan çıkardıktan sonra ince uçlu bir bıçak ile kökleri iyice temizleyin. Herbir kökün ortadaki sapının ucunu kesin, tuzlu suya atıp 10 dakika haşlayın. Çıkartıp süzün. Soğuduktan sonra ince ince kıyın. Taze soğanları ince halkalar şeklinde doğrayın. Maydanozun yapraklarını kıyın. Çukur bir kapta kıyılmış ıspanak kökü, taze soğan, un, peynir, maydanoz, yumurta, tuz ve karabiberi karıştırın. Çok yumuşak, az sulu bir hamur haline gelince, tahta bir kaşık ile alarak kızgın yağa bırakın. Üzerini hafifçe bastırarak düzeltin. Iki tarafını da kızartın. Kağıt peçetede fazla yağını süzerek sıcak servis yapın. Ispanak kökü mücverini yanında yoğurt veya limon dilimi ile ikram edebilirsiniz.


27. Kabak Mücveri


3 adet orta boy kabak, 4 adet taze soğan, 1 diş sarmısak, 4 demet dereotu, 2 yumurta, 3 yemek kaşığı un, 50 gram ezilmiş beyaz peynir, yarım çay kaşığı karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Kabakları yıkayın, sap kısmını ve altındaki siyah yuvarlak kısmı kesin. Kabuklarını sıyırarak soyun ve iri parçalar halinde rendeleyin. Çukur bir kaba koyarak su salmasını bekleyin. Taze soğanın püskülünü kesin, dış yapraklarını soyun ve ince halkalar halinde doğrayın. Sarmısağı ayıklayıp ince ince çentin. Dereotunu yıkayıp kalınca dallarını atın. Yapraklarını doğrayın. Peyniri bir kap içinde çatalla ezin. Suyunu salmış rendelenmiş kabakları avucunuzun içinde sıkarak kalan suyunu da süzün. Kabağın üzerine taze soğan, sarmısak, dereotu, un, peynir ve karabiberi ilave edin. Yumurtaları kırın. Hepsini iyice karıştırın. Karışım sulu olmayan yumuşak bir hamur haline gelince tavada yağı kızdırın. Kaşığı doldurup yavaşça tavaya bırakın. Üstlerini de kaşığın sırtı ile hafifçe düzeltip yakmadan iki taraflarını da kızartın. Kızaran mücverleri kağıt mutfak peçetesinin üzerine çıkartın. Servis tabağına alarak soğumadan sofraya getirin. Hem yumurta içerdiği hem de yağda kızardığı için oldukça ağır olan mücveri dengelemek için yanında yoğurt ile servis yapmakta yarar vardır. Mücveri kuvvetli ateşte kızartırsanız dışı çok çabuk pişer, hatta yanar. Içi ise çiğ kalır. Bu nedenle ateşin kuvveti iyi ayarlanmalıdır. Karışım sulu olduğu takdirde biraz un ilave ederek kıvam elde edilir.


28. Kabak Çiçeği Kızartması


16 adet kabak çiçeği, 3 yemek kaşığı un, 1 yumurta, yarım su bardağı ılık süt, tuz.

Kabak çiçeklerini bir kaba koyacağınız suya daldırarak zedelemeden yıkayın. Suların süzülmesi için ters çevirip dizin. Una yumurtayı kırın. Tozunu koyun, çırparak azar azar ılık sütü ekleyin. Gerektiği kadar ılık su ilave ederek koyu bir bulamaç haline getirin. Bir tavada zeytinyağını kızdırın. Kabak çiçeklerini bulamaca batırıp iki taraflarını da kızartın. Sıcak olarak sofraya getirin. Yanında limon dilimi veya sarmısaklı, dereotlu süzme yoğurtla servis yapabilirsiniz.

29. Karnıbahar Mücveri


1 adet küçük boy karnıbahar, 1 tatlı kaşığı sirke, 7 adet taze soğan, 2 yemek kaşığı un, yarım demet dereotu, 1 yumurta, 100 gram kırıntı beyaz peynir, tuz, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Karnıbaharın yeşil yapraklarını ayıklayın. Dip kısmını hafifçe oyarak çıkartın. Zedelemeden 3-4 parmak büyüklüğünde parçalara ayırın. Içinde tuz ve sirke bulunan kaynamakta olan suya atarak yumuşayıncaya kadar haşlayın. Süzün ve çatalla ezin. Taze soğanın dış kabuklarını soyun, püskülünü atın ve ince halkalar halinde doğrayın. Dereotunu yıkayın, dallarını atın ve ince ince kıyın. Çukur bir kapta un, dereotu, yumurta, peynir, tuz ve karnıbahar ezmesini katın. Tekrar karıştırın ve köfte şeklini vererek kızgın yağda kızartın. Kağıt mutfak peçetesinde fazla yağını süzerek sıcak servis yapın.

30. Limonlu Ayva


1 ekmek ayvası, 1 limonun suyu.

Ayvayı ortadan ikiye bölün. Herbir yarım ayvayı doğrama tahtasına koyup en fazla yarım santim kalınlığında yarım ay şeklinde doğrayın. Dilimlerin ortalarındaki çekirdekleri ve sert kısımları bıçak ile temizleyin. Yayvan bir kaba dizip hemen üzerlerine limon suyunu gezdirin. Ayvayı doğrar doğramaz limon suyunu serpmezseniz rengi kararır.

31. Mantar Sote


500 gram kültür mantarı, 10 diş sarmısak, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 orta boy domates, 2 sivri biber, tuz, karabiber, 1 tatlı kaşığı kekik, 1 çay kaşığı kırmızı pul biber, 1/3 demet maydanoz.

Mantarların üzerlerindeki çamur ve toprakları elinizle ovarak temizleyin. Iyice yıkayın, saplarının rengi solmuş uçlarını kesip atın. Büyük mantarları dörde, küçük mantarları ikiye bölün. Soğuk suda tutun. Sarmısakları ayıklayın ve bütün bırakın. Domatesi sıcak suya sokup çıkartın, kabuğunu soyun, küçük küpler halinde doğrayın. Sivri biberlerin sapını kesin, tohumlarını boşaltın, 1 cm uzunluğunda doğrayın. Maydanoz yapraklarını yıkayın, ayıklayın, ince ince kıyın. Zeytinyağını bir tavada kızdırın, sarmısakları atın, bir dakika kadar tahta kaşıkla çevirerek kızartın. Mantarları ilave ederek karıştırmaya devam edin. Mantarlar önce su salıp ardından çekmeğe başlayınca domates, yeşil biber, tuz ve karabiberi ekleyin. Kısık ateşte 10-15 dakika pişirin. Ocağı kapatıp kekiği koyun ve karıştırın. Sofraya getirmeden önce kırmızı biber ekin ve maydanozu serpin.


32. Sebzeli Muska Böreği


1 hazır yufka, 3 yaprak pazı, 2 pırasa, 1 orta boy havuç, 1 küçük boy patates, tuz, karabiber, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, kızartma için sıvı yağ.

Yuvarlak yufkayı ortasından keserek iki parçaya ayırın. Iki yarım yufkayı üstüste koyun tekrar ikiye bölün. Böylece dört parça yufka elde etmiş oldunuz. Aynı işlemi dört yufka parçası ile tekrarlayıp en sonunda 16 üçgen parçaya bölün. Pazıları yıkayın, herbir yaprağını uzunlamasına ortadan kesin, kalın damarlı kısmını çıkartın. Yaprakları ince ince kıyın. Pırasanın en dıştaki kabuğunu soyun, püskülünü kesin, beyaz kısmını halka şeklinde ince ince doğrayın. Havucu yıkayın, kazıyın ve rendeleyin. Zeytinyağını tavaya koyun, kızınca pırasaları atın ve çevirerek iki dakika kızartın. Havucu ilave edin 3 dakika daha kızarttıktan sonra pazıyı ekleyin. 3 dakika daha kızartın. Tavayı ateşten alın. Haşlanmış patatesi, tuzu, karabiberi ilave edin, iyice karıştırın ve soğumaya bırakın. Herbir yufka parçasının geniş tarafına soğumuş sebze karışımından koyarak muska şeklinde sarın, sonuna geldiğinizde ortada kalan ince ucu bir küçük kaseye koyacağınız suya batırarak sarmış olduğunuz kısımın üzerine yapıştırın. Yağda kızartarak önce bir kağıt mutfak havlusunda fazla yağını süzün. Sıcak olarak servis yapınız. Sebzeli börek içini mevsim, mevcut malzemeler ve zevkinize göre daha farklı biçimde de hazırlayabilirsiniz. Böreği isterseniz muska değil sigara şeklinde de sarabilirsiniz.

33. Patates Köftesi


3 orta boy patates, 3 sap taze soğan, 1 küçük boy domates, 2 sivri biber, 1 çay kaşığı baharı, 1 çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı tuz, yarım demet maydanoz, 1 yemek kaşığı un, 1 yumurta, sıvı yağ.

Patatesleri yıkayın, tuzlu suda haşlayın ve biraz soğuyunca ezerek püre haline getirin. Soğanın kabuğunu soyun bir kaba ince ince çentin, 1 çay kaşığı tuz ile ovun, sudan geçirin, avucunuzla sıkın, patatese ekleyin. Domatesi ikiye bölün, rendeleyin. Sivri biberin sap ve tohumlarını atın, çok ince halkalar halinde doğrayın. Maydanozu yıkayın, saplarını ayıklayın, yapraklarını ince ince kıyın. Köfte baharı, karabiber ve tuzu katın ve iyice karıştırın, yoğurun, ince uzun köfteler yapın. Sıvı yağı kızdırın, köfteleri önce una sonra yumurtaya batırıp kızartın. Domates yerine bir tatlı kaşığı salçayı ılık suda eritip katabilirsiniz.

34. Patates Mücveri


250 gram patates, 5 adet taze soğan, 2 yemek kaşığı un, 4 yemek kaşığı kırıntı beyaz peynir, 1/3 demet maydanoz, 2 yumurta, 1 çay kaşığı kabartma tozu, tuz, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Patatesleri yıkayıp kabuğunu soyun, içinde soğuk su bulunan bir kaba rendeleyin. Taze soğanların dış kabuğunu soyun, püskülünü atın, ince halka şeklinde doğrayın. Maydanozu yıkayın, dallarını atın, yapraklarını kıyın. Çukur bir kapta sudan çıkartıp avucunuzda sıkarak suyunu süzeceğiniz patates rendesi, taze soğan, un, peynir, maydanoz, yumurta, kabartma tozu, tuz ve karabiberi karıştırın. Çok yumuşak az sulu bir hamur haline gelince tahta bir kaşık ile alarak kızgın yağa bırakın. Üzerini hafifçe bastırarak düzeltin, iki tarafını da kızartın. Kağıt mutfak peçetesinde fazla yağını süzerek sıcak servis yapın. Patates mücverini yanında ketçap veya yoğurt ile ikram edebilirsiniz.


35. Soslu Patlıcan Kızartma


3 adet patlıcan, 2 orta boy domates, 2 diş sarmısak, 1 tatlı kaşığı sirke, 1/3 demet maydanoz, 1 çay kaşığı toz şeker, 1 tatlı kaşığı biber salçası, tuz, karabiber, kızartma için yağ.

Patlıcan sapını kesin, kabuğunu uzunlamasına şeritler halinde soyun. Yarım santim kalınlığında uzun dilimler halinde doğrayın. Tuzlu suya atın. Domatesleri ikiye bölün, rendeleyin. Sarmısakları ayıklayın, biraz tuzla havanda dövün. Maydanozu ayıklayın, saplarını atın, yapraklarını ince ince kıyın. Biber salçasını yarım kahve fincanı ılık suda eritin. Tuzlu sudan çıkartacağınız patlıcan dilimlerini iki avucunuzun arasında zedelemeden sıkın. Kızgın yağa atarak iki taraflarını da kızartın. Önce kağıt mutfak peçetesinin üzerine çıkartın. Fazla yağını süzün. Sonra yayvan bir tabağa dizin. Bir sahana domates rendesi, sarmısak, sirke, toz şeker, biber salçası, tuz ve karabiberi koyun. Bunların üzerine patlıcanların içinde kızarmış olduğu yağdan iki yemek kaşığı alarak ekleyin. Beş dakika pişirin. Patlıcanları tam sofraya götürürken üzerlerine sıcak sosu dökün. Sosunu son anda sıcak olarak koyacağınız için patlıcanları daha önceden kızartabilirsiniz. Arzu ederseniz yanında yanında yoğurt ile servis yapabilirsiniz.

36. Patlıcan Puf Kızartma

1 adet bostan patlıcanı, 1 yemek kaşığı un, yarım çay kaşığı kabartma tozu, yarım bardak su, kızartma için zeytinyağı.

Patlıcanın sapını kesin, kabuğunu uzunlamasına şeritler halinde soyun. Yarım santim kalınlığında yuvarlak dilimler halinde doğrayın. Tuzlu suya atın. Un, yumurta ve kabartma tozunu suyla karıştırarak bulamaş haline getirin. Tuzlu sudan çıkartacağınız patlıcan dilimlerini iki avucunuzla zedelemeden sıkın. Bulamaca batırın ve kızgın yağa atarak iki tarafını da kızartın. Pişerken kabaran patlıcanları bir kağıt mutfak havlusuna çıkartın ve fazla yağını süzün servis tabağına alın. Patlıcanları yemeden çok önce yaparsanız soğuyup çıtır kıvamlarını kaybeder. Arzu ederseniz ayrıca yanında yoğurt ile servis yapabilirsiniz.

37. Patlıcan Köftesi


3 adet patlıcan, 3 yemek kaşığı kaşar rendesi, 2 yemek kaşığı un, 1 yumurta, 1/3 demet maydanoz, 2 yemek kaşığı galeta unu, tuz, karabiber.

Patlıcanları yıkayıp kuruladıktan sonra ince uçlu bir bıçağı saplayarak herbirinin üzerinde üç dört ince yarık açın. Ocak üstünde çevirerek közleyin. Pişen patlıcanların kömürleşmiş kabuklarını musluk altında soyun. Sapını kesin, çatalla ezin. Patlıcanlara kaşar rende, un, yumurta, maydanoz, tuz ve karabiberi katın ve yoğurun. Elinizle köfte şekli verip galeta ununa batırın. Buzdolabında bir saat bekletin. Çıkartıp kızgın yağda kızartın. Köfteleri tavadan çıkartıp kağıt mutfak havlusunda fazla yağını süzün. Sıcak servis yapın. Yoğururken fazla sulu olursa un miktarını artırabilir fazla kuru olursa bir yumurta daha ilave edebilirsiniz.


38. Patlıcanlı Sigara Böreği


1 hazır yufka, 1 orta boy patlıcan, 1 yemek kaşığı rendelenmiş beyaz peynir, 1 yumurta, tuz, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Yuvarlak yufkayı ortasından ikiye kesin, iki yarım yufkayı üstüste koyup tekrar ikiye bölün. Yufkayı toplam sekiz parçaya bölün bu şekilde yaparak. Patlıcanların üzerine gelen yeşil sap yapraklarını kesin, yıkayın, kurulayın, ince uçlu bir bıçağı saplayarak üzerinde üç dört yarık açın. Ocak üstünde çevirerek közleyin. Pişen patlıcanın kömürleşmiş kabuklarını akan musluk altında soyun. Sapını kesin, doğrayın ve çatalla ezin. Beyaz peyniri rendeleyin. Patlıcana katın. Patlıcan ve beyaz peynir karışımına yumurtayı kırın. Yufka ve peynirin tuzunu hesaba katarak az tuz ile karabiberi ekleyin. Iyice karıştırın. Herbir parça yufkanın geniş tarafına iki tarafından 1 santim boşluk bırakarak patlıcan karışımından koyun. Kenarlarda bırakmış olduğunuz boş yufka kısımlarını karışımın üstüne katlayın. Yufkayı sigara şeklinde sarın, sonuna geldiğinizde ortada kalan ince ucu bir küçük kaseye koyacağınız suya batırarak sarmış olduğunuz kısımın üzerine yapıştırın. Yağda kızartarak önce bir kağıt mutfak havlusunda fazla yağını süzün. Sıcak olarak sofraya getirin.

39. Pırasa Mücveri


4 adet pırasa, 4 adet taze soğan, 2 yemek kaşığı un, 3 yemek kaşığı kırıntı peynir, ¼ demet maydanoz, 1 yumurta, tuz, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Pırasaları yıkayın, en dıştaki kabuğunu soyun, yeşil kısımları ile birlikte halka halka doğrayın. Tuzlu suya atıp yumuşayıncaya kadar 10 dakika haşlayın. Çıkartıp süzün, soğuduktan sonra ince ince kıyın. Taze soğanların dış kabuğu soyun, püskülünü atın, ince halkalar şeklinde doğrayın. Maydanozu yıkayın,dallarını atın, yapraklarını kıyın. Çukur bir kapta kıyılmış pırasa, taze soğan, un, peynir, maydanoz ve yumurta, tuz ve karabiberi karıştırın. Çok yumuşak, az sulu bir hamur haline gelince tahta bir kaşıkla alarak kızgın yağa bırakın. Üzerini hafifçe bastırarak düzeltin. Iki tarafını da kızartın. Kağıt mutfak peçetesi ile fazla yağını süzerek servis yapın. Pırasa mücveri yanında çeyrek limon ile ikram edilebilir.

40. Mantar Izgara


350 gram iri kültür mantarı, 6 diş sarmısak, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 demet maydanoz, tuz, karabiber, 1 çay kaşığı kırmızı pul biber.

Mantarların üzerindeki çamur ve toprakları elinizle ovarak temizleyin. Iyice yıkayın, saplarını yuvarlak kısımlarını zedelemeden parmaklarınızla hafifçe bastırıp ve döndürerek çıkartın. Soğuk suya atın. Maydanozu yıkayın, sap ve dallarını ayıklayın ve yapraklarını ince ince kıyın. Sarmısakları ayıklayın, havan veya el presinde ezin, maydanoza katın. Sarmısakları maydanoza tuz, karabiber ve zeytinyağını ilave edin ve karıştırın. Sudaki mantarları çıkartın, ters çevirip içlerindeki suyu boşaltın, bir küçük kaşık yardımı ile içlerini sarmısaklı maydanozla doldurun. Üzerlerine kırmızı pul biber ekin ve fırının üstten ızgarasında yumuşayıncaya kadar pişirin. Mantarların içine sarmısaklı maydanoz yerine karides, peynir, dereotu veya kaşar peyniri de koyabilirsiniz.

41. Yeşil Fasulye Mücveri


250 gram yeşil fasulye, yarım çay kaşığı kabartma tozu, 2 yemek kaşığı un, 2 yemek kaşığı kırıntı beyaz peynir, 2 diş sarmısak, 1/3 demet maydanoz, 1 yumurta, tuz, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Taze fasulyeleri içine yarım çay kaşığı kabartma tozu atacağınız tuzlu suda haşlayın, çıkartıp süzün, ince ince doğrayın. Sarmısağı ayıklayın, ince ince çentin. Maydanozu yıkayın, saplarını atın, yapraklarını kıyın. Çukur bir kapta un, peynir, sarmısak, maydanoz, yumurta, tuz ve karabiberi karıştırın. Çok yumuşak az sulu bir hamur haline gelince tahta bir kaşıkla hafifçe bastırarak düzeltin. Iki tarafını da kızartın. Kağıt mutfak peçetesinde fazla yağını süzerek sıcak servis yapın. Mücveri yanında çeyrek limon dilimleri ile ikram yapabilirsiniz.


42. Arnavut Ciğeri

1 adet koyun veya 350 gram dana ciğeri, 1 su bardağı süt, 1 iri soğan, 1 demet maydanoz, 1 tatlı kaşığı sumak, 1 çay kaşığı pul biber, tuz, un, kızartma için sıvı yağ.

Karaciğerin zarını ve sinirlerini ayıklatın. 2 cm büyüklüğünde küp şeklinde doğratın. Yıkayıp kevgirde kanının süzülmesi için bir süre bırakın. Yayvan bir kaba alın. Üzerlerine süt dökerek daha gevrek olmaları için 1-2 saat bekletin. Soğanın kabuğunu soyun ve uzunlamasına ortadan bölün. Ince olarak yarım ay şeklinde doğrayın. Bir kapta tuz ile ovun, sudan geçirin ve süzün. Maydanozu yıkayın, saplarını atın, yapraklarını kıyın, sumak ile birlikte soğana ilave edin. Karıştırın, servis için kullanacağınız kapaklı bir kabın kenarına koyun. Ciğerleri çıkartın, süzün ve una bulayın. Derince bir tava veya kızartma tenceresinde sıvı yağı kızdırın. Iki avucunuzla alacağınız unlanmış ciğerleri sallayarak fazla unlarının gitmesini sağlayın. Tavaya atın ve bir kevgir ile durmadan karıştırarak iki dakika süre ile kavurun. Yağını süzerek çıkartın, içine maydanoz- soğan piyazını koymuş olduğunuz kaba alın. Tuzunu serpin ve kapağını örtün. Kalan ciğerleri de aynı şekilde kızarttıktan sonra hepsinin üzerine kırmızı pul biberi serpin. Sıcak servis yapın. Bu yemeği kuş başı yerine yaprak kesilmiş ciğer ile de yapabilir, yanına soğan piyazı yerine üzerine dereotu koyabilirsiniz. Pişen ciğerleri kapaklı sahana, piyazın yanına hemen konmasının amacı soğan, maydanoz ve ciğer kokularının birbirlerine sinmesini sağlamaktır. Ciğerleri yağda ne kadar uzun süre tutarsanız o kadar sert olur. Arzu ederseniz ciğerlerin üzerine pul biber serpmek yerine masaya küçük kaplar için de kimyon, kekik, toz kırmızı biber koyabilirsiniz.

43. Beyin Tava


1 adet koyun beyni, 1 çay kaşığı sirke, 1 çay kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı un, 1 yumurta, kızartma için sıvı yağ.

Beynin üzerindeki zarı akar soğuk suyun altında, beynin kıvrımlarını zedelemeden ayıklayıp çıkartın. Çukur bir kaba 2-3 bardak su ile sirke ve tuzu koyarak kaynatın. Su kaynayınca temizlenmiş beyni yavaşça içine atın, ateşi kısarak 5 dakika haşlayın. Haşlama suyunu atın, yerine soğuk su koyup beyinleri soğumaya bırakın. Soğuyan haşlanmış beyni sudan çıkartın. Suyunun süzülmesini için birkaç dakika bekleyin. Doğrama tahtası üzerine koyarak keskin bir bıçakla 4 parçaya ayırın. Bir kaba yumurtayı kırın, unu koyun, azar azar su ekleyerek pütürsüz bir hamur elde edene kadar çırpın. Bir tavada sıvı yağı kızdırın. Beyin parçalarını bulamaça batırdıktan sonra atıp iki taraflarını da kızartın. Yanında limon dilimleri ile sıcak servis yapın. Koyun beyni yerine dana beyni de kullanabilirsiniz. Ancak lezzeti daha az, miktarı ise daha çok olacaktır.


44. Ciğer Izgara


500 gram dana ciğeri, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 tatlı kaşığı biberiye, 1 tatlı kaşığı kekik, 1 diş sarmısak, yarım çay kaşığı karabiber, tuz, 1 çay kaşığı pul biber, 1 çay kaşığı kimyon.

Satın alırken ciğerin üzerindeki zarı çıkartın. Damarlarını ayıklatın ve yarım santim kalınlığında yaprak şeklinde kestirin. Sarmısakları ayıklayın ve çentin. Zeytinyağı, biberiye, kekik, sarmısak ve karabiberi karıştırın. Ciğer dilimlerinin üzerine dökün. Arada bir çevirerek en az iki saat terbiye edin. Sofraya getirmeden hemen önce kömür ateşi üzerinde veya yağsız tavada kısa bir süre ızgara yapın. Tuz, karabiber ve kimyon ekip sofraya getirin. Ciğerleri ızgarada fazla tutarsanız sertleşir ve kayış gibi olur.

45. Ciğer Yahnisi


1 adet koyun ciğeri, 1 su bardağı süt, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 8 taze soğan, 3 diş sarmısak, 2 orta boy domates, 2 sivri biber, 1 çay kaşığı kimyon, yarım demet maydanoz, yarım demet dereotu, tuz, un.

Karaciğerin zarını ve sinirlerini ayıklatın, 2 cm büyüklüğünde küp şeklinde doğratın. Yıkayıp kevgirde kanının süzülmesi için bir süre bırakın, yayvan bir kaba alın, üzerlerine sütü dökerek daha gevrek olmaları için 1-2 saat bekletin. Taze soğanın kabuğunu soyun, uzunlamasına ikiye bölün, varsa ortasındaki yeşil kısmı çıkartın. Domatesin kabuğunu soyun, küp şeklinde doğrayın. Biberin sapını kesin, tohumlarını çıkartın, yarım santim uzunluğunda doğrayın. Maydanoz ve dereotunu yıkayın, saplarını atın, yapraklarını yıkayın. Bir tencerede zeytinyağını ısıtın, taze soğan ve sarmısağı koyun ve yakmadan 2 dakika kavurun. Ciğerleri sütten çıkartın, süzün, una bulayın, kavrulan soğan ve sarmısağa katın, bir kevgir ile karıştırmaya devam ederek 3 dakika daha hafif ateşte kavurun. Doğranmış domates ve biberleri katın, yarım fincan sıcak su, tuz ve karabiber koyup 10 dakika kısık ateşte pişirin. Ateşi söndürünce kimyon, maydanoz ve dereotunu serpin, karıştırın ve sıcak servis yapın. Doğranmış domates yerine 2 yemek kaşığı domates salçasını ılık suda eritip yahninin ateşten alınmasına yakın koyabilirsiniz. Arzu ederseniz taze soğan yerine küçük arpacık soğanları kullanabilirsiniz


46. Cevizli Ciğer Tava


1 adet koyun ciğeri, 1 yemek kaşığı un, 4 diş sarmısak, 1 yemek kaşığı sirke, 50 gram ceviziçi, tuz, kırmızı pul biber, sıvı yağ.

Satın alırken ciğerin üzerindeki zarı çıkartın, damarlarını ayıklatın, yarım santim kalınlığında yaprak şeklindekestirin. Sarmısakları ayıklatın, ezin. Ceviziçini havanda döverek çok küçük parçalar haline getirin. Tavada sıvı yağı kızdırın, ciğerleri una bulayın, tavaya atarak bir taraflarını 20, diğer taraflarını 10 saniye süre ile kızartın. Çıkartıp servis tabağına alın. Küçük bir kaba tavadaki kızartma yağından 4 kaşık alın. Kabı kuvvetli olmayan bir ateşe oturtun. Içine ciğerleri bulamış olduğunuz unun kalanını atın. Sirkeyi koyun ve karıştırarak üç dakika pişirin. Ateşten indirmeden cevizleri katın, tuzunu koyun, kırmızı biberini serpin ve karıştırın. Servis yaparken ciğerlerin üzerine sıcak olarak dökün. Ciğerleri yaprak yerine kuşbaşı olarak da doğratabilirsiniz.


47. Çılbır

4 adet yumurta, 1 çay kaşığı sirke, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 su bardağı yoğurt, 2 diş sarmısak, yarım çay kaşığı pul biber, tuz.

Bir tencereye koyacağınız su kaynadıktan sonra sirke ve tuzu ilave edin. Yumurtaları teker teker dağıtmadan bir kepçeye kırıp yavaşça kaynar suyun içine daldırın. Her yumurtanın beyaz kısmı pişip sertleştikten sonra kepçeyi çıkartın. Suyunu süzün, yumurtayı servis tabağına alın. Yoğurdu bir saat kadar oda sıcaklığında tutun ve çırpın. Sarmısakların kabuğunu soyun, havan veya el presinde ezin. Yoğurda katın, karıştırın ve yumurtaların üzerine dökün. Küçük bir tavada zeytinyağını ve kırmızı biberi kızdırın ve çılbırın üzerine serperek servis yapın. Kaynar suya attığınız yumurtaların beyaz kısmı pişmeğe başladıktan sonra yumurtaları ne kadar uzun süre suyun içinde tutarsanız sarıları o derece katı olur. Bu mezeyi soğuk olarak da sunabilirsiniz.


48. Domatesli Ciğer Tava

1 adet koyun karaciğeri, 4 orta boy domates, 2 sivri biber, 6 diş sarmısak, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz, un, karabiber, kızartma için sıvı yağ.

Karaciğerin zarını ve sinirlerini ayıklatın. 2 santim büyüklüğünde küp şeklinde doğratın. Yıkayıp kevgirde kanının süzülmesi için bir süre bırakın. Domateslerin kabuklarını soyun ve rendeleyin. Sivri biberlerin saplarını kesin. Tohumlarını boşaltın ve ince halkalar halinde doğrayın. Sarmısakların kabuklarını ayıklayın ve ince ince çentin. Domates, sivribiber, sarmısak, zeytinyağı, tuz, karabiberi birlikte bir tencereye koyup gerektiğinde biraz su katıp beş dakika kadar kaynatın. Koyu kıvamlı bir sos elde edin. Derince bir tavada sıvı yağı iyice kızdırın. Kevgirden avucunuzla alacağınız ciğerleri una bulayın, parmaklarınızı oynatarak unun fazlasını dökün ve hemen tavaya atın. Delikli bir kepçe ile karıştırın. 30 saniye sonra çıkartın. Kağıt üzerinde fazla yağını süzün. Servis tabağına alın. Üzerine sosu sıcak olarak dökün. Ciğer ve sosunu önceden hazırlarsanız ciğeri soğuk olarak ancak sosunu ısıtarak üzerine dökerek servis yapın.

49. Et Sote

250 gram kuşbaşı doğranmış kemiksiz kuzu eti, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, 6 sap taze soğan, 4 diş sarmısak, 2 orta boy domates, 2 sivri biber, 200 gram kültür mantarı, yarım çay kaşığı karabiber, yarım çay kaşığı kekik, yarım çay kaşığı pul biber, tuz.

Etleri yıkayın, kurulayın, üzerlerine 1 kaşık zeytinyağı ile karabiber ekin ve harmanlayın. Taze soğanları ayıklayın ve 1 santim uzunluğunda doğrayın. Sarmısağı ayıklayın ve bütün bırakın. Domateslerin kabuklarını soyun, çekirdeklerini çıkartın, tohumlarını boşaltın ve ince halkalar şeklinde kesin. Kültür mantarını limonlu suda bekletin. Üzerindeki siyahlıkları temizleyin, küçüklerini ikiye ve büyüklerini dörde bölün. Kalan zeytinyağını kızdırın, etleri tavay atın, tavayı ateş üzerinde oynatarak veya tahta bir kaşık ile hızlı hızlı çevirerek renkleri değişene kadar 5-6 dakika sote edin. Ayıklanıp doğranmış taze soğan, sarmısak, domates, sivri biber ve mantarı katın, tavayı örtüp altını kısın, on dakika daha hepsini birlikte pişirin. Ateşten almadan önce tuz, karabiber koyun ve karıştırın. Tavanın altını söndürdükten sonra pul biber ve kekiği ekin ve sofraya getirin. Taze soğan yerine piyaz şeklinde doğranmış kuru soğan kullanabilirsiniz. Sivri biber kullanmadan önce acılık derecelerini kontrol ediniz. Et sote içine koyduğunuz domatesin suyu ile pişecek olsa da suyu azaldığı takdirde biraz su ekleyebilirsiniz.

50. Patates Ezme Salatası

4 orta boy patates, 4 yemek kaşığı zeytinyağı, yarım demet dereotu, 2 diş sarmısak, 1 limonun suyu, tuz.

Patatesleri yıkayın, tuzlu suda yumuşayana kadar haşlayın, süzüp hemen soyun. Ezerek püre haline getirin. Zeytinyağını ekleyin ve karıştırın. Patatesler haşlanırken dereotunu ayıklayın ve ince ince kıyın. Sarmısağı soyun ve biraz tuzla havanda dövün. Üzerine kıyılmış dereotunu ve limon suyunu koyun ve karıştırıp ezilmiş patateslere ekleyin. Bu salatayı yaparken patatesleri sıcak sıcak çiğ bir yumurta ekleyebilirsiniz.

51. İşkembe Kızartma

Yarım kilo dana işkembesi, 4 bardak su, 1 orta boy soğan, 6 diş sarmısak, 1 küçük havuç, 1 karanfil, 1 defne yaprağı, yarım çay kaşığı kekik, 1 çay kaşığı tuz. Kızartma için 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 3 diş sarmısak, 2 orta boy domates, yarım çay kaşığı kekik, yarım çay kaşığı kimyon, 1 çay kaşığı pul biber, tuz.

Temizlenmiş olarak alacağınız işkembeyi 1-2 saat süre ile bol tuzlu soğuk suda bırakın. Soğanın kabuğunu soyun. Bütün bırakın. Sarmısakları uzunlamasına ikiye bölün. Havucu yıkayın, kazıyın ve yuvarlak bir şekilde doğrayın. Düdüklü tencereye 4 bardak su ile işkembeyi, soğanı, sarmısakları, havucu, karanfili, defne yaprağını, kekiği ve tuzu koyup bir saat kaynatın. Soğuduktan sonra işkembeyi rulo haline getirin. 1 santim kalınlığında halkalar halinde doğrayın. Bir tavada zeytinyağını kızdırın, işkembelerin iki tarafını da kızartın. Işkembeleri pişirdikten sonra tavaya ayıklanmış sarmısakları, rendelenmiş domatesi, kekik, kimyon, pul biber ve tuzu katın. 2-3 dakika kaynatın. Sofraya getirirken işkembe kızartmaların üstüne dökün. Pişirdiğiniz işkembeyi iyice soğutursanız daha kolay dilimleyebilirsiniz. Pişirdiğiniz işkembe miktarı fazla gelirse rulo yapıp buzlukta saklayabilirsiniz. Gerektiğinde dilimleyip kullanabilirsiniz. Ya da çorba yapabilirsiniz.


52. Kağıtta Kuzu Kokoreç

Hazır kokoreç, 1 orta boy domates, 1 tatlı kaşığı kekik, 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber, tuz.

Domateslerin kabuğunu soyun, küp şeklinde doğrayın. Alacağınız hazır kokoreçi parçalamadan 2 cm kalınlığında halka şeklinde doğrayın. 20*25 cm boyutlarında bir aliminyum mutfak folyosunun içine kokoreçleri ve domatesleri koyun. Üzerlerine kekik, kırmızı biber ve tuzu ekin. Hava almayacak şekilde paketleyin. Sıcak fırında veya yapışmaz tavaya oturtup ocak üzerinde 10-15 dakika tutun. Sıcak servis yapın.


53. Menemen

4 adet yumurta, 4 adet taze soğan, 2 diş sarmısak, 3 orta boy olgun domates, 2 sivri biber, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 2 yemek kaşığı kırıntı beyaz peynir, 1/3 demet maydanoz, karabiber, tuz.

Yumurtaları çukur bir kapta çırpın. Domatesleri kaynar suya atıp hemen çıkartın. Kabuğunu soyun. Çekirdeklerini atın. Küçük küpler halinde doğrayın. Taze soğanların püsküllerini kesin, kabuklarını soyun, halka şeklinde doğrayın. Yapışmaz bir tavada yağı kızdırın, sarımsakları koyun, bir dakika kadar çevirin, soğanları atın, iki dakika karıştırarak kavurun. Domates ve sivri biberi ekleyin, domatesler suyunu çekip yumuşayana kadar pişirin. Tavayı ocağın üstünden alın, peynir, karabiber ve tuzu ilave edin. Tavayı tekrar ocağın üzerine koyun. Çırpılmış yumurtaları dökün, orta kuvvetli ateşte karıştırarak her tarafı eşit, suluca bir kıvamda olacak şekilde pişirin. Üzerine kıyılmış maydanozu serpin ve kapağı kapalı olarak birkaç dakika tutup sofraya getirin. Taze soğan yerine kuru soğan da kullanabilirsiniz. Kullanacağınız beyaz peynir tuzlu ise tuz koymanız gerekmeyebilir.

54. Alevli Pastırma


50 gram yağlı pastırma, 3 yemek kaşığı rakı.

Pastırma dilimlerini birbirlerinden ayırın. Çemenlerini ayıklayın, bir tabağa dizin ve sofraya koyun. Rakıyı bir cezveye koyarak kaynatmadan ısıtın. Sıcak rakıyı sofraya getirip pastırmaların üzerinde gezdirin. Tutuşturun. Alevler sönünce soğutmadan yiyiniz. Pastırma dilimleri ince ve kıvrılmış halde ise daha az rakı yeterli olabilir. Alevlemeyi kibrit ile yaparsanız kibritin ecza kokusu sinebilir. En doğrusu bir kağıt tutuşturup rakıyı yakmaktır.


55. Kağıtta Pastırma

100 gram dilimlenmiş orta yağlı pastırma, 1 orta boy domates, 1 sivri biber, 1/3 demet dereotu, yarım limon, 3 çay kaşığı zeytinyağı, aliminyum mutfak folyosu.

Pastırmanın çemenlerini ayıklayın. Domatesi ve yarım limonu kabuklarını soymadan ince yuvarlak halkalar halinde kesin. Biberin sap ve tohumlarını ayıklayın ve halka şeklinde doğrayın. Dereotunu yıkayın, kalın dallarını ayıklayın ve yapraklarını ayırın. Aliminyum folyoyu bohça şeklinde katlanabilecek gibi açarak ortasına domates, biber, limon, dereotu, pastırma ve üzerine zeytinyağı olarak birkaç kat üstüste dizerek hava almayacak şekilde kapatın. Paketi yağsız tavaya koyarak orta ateşte 5 dakika süre ile tutun. Bir tabağa alarak sofraya getirin. Çıkacak buharın elinizi yakmamasına dikkat ederek bir bıçak ile folyoyu kesin. Bu mezenin benzerini sucuk ve peynir ile yapabilirsiniz. Tabaklara servis edildiğinden kısa bir süre sonra pastırmalar sertleşeceği için kısa süre için de olsa yenmesi uygun olur.


56. Sahanda Peynir

250 gram eski kaşar, 2 yemek kaşığı un, 1 yumurta, 2 yemek kaşığı galeta unu, kızartma için sıvı yağ.

Kaşar peynirinin 1,5 santim kalınlığında düzgün dilimler kesin. Yumurtayı çukurca bir kap içinde çırpın. Tavada yağı kızdırın. Herbir peynir dilimini önce una, sonra yumurtaya, en son galeta ununa batırın. Yavaşça tavaya atın. Peynir dilimlerinin her iki tarafını renkleri açık kahverengiye dönene kadar kızartın. (1-2 dakika). Çıkartınca kağıt mutfak havlusu üzerinde fazla yağını süzün. Sıcak servis yapın. Bu mezeyi fazla yağlı olmayan diğer sert peynirler ile de yapabilirsiniz.

57. Pastırmalı Izgara Börek

1 hazır yufka, 25 gram sıra pastırma, 25 gram kaşar peyniri, 1 yumurta, 1/3 demet dereotu.

Yuvarlak yufkayı ortasında ikiye bölün. Katlayarak keserek toplam sekiz üçgen parça haline getirin. Pastırmanın çemenini ayıklayın, ince ince kıyın. Kaşar peynirini iri iri rendeleyin. Yumurtayı kırın. Dereotunu ince doğrayın ve hepsini pastırmaya katın ve karıştırın. Herbir 1/8 yufkanın geniş tarafına bu karışımdan koyarak muska şeklinde sarın, sonuna geldiğinizde ortada kalan ince ucu bir küçük kaseye koyacağınız suya batırarak sarmış olduğunuz kısmın üzerine yapıştırın. Böreklerin iki taraflarını da bir mutfak fırçası veya kağıt ile hafifçe yağlayın. Kömür ateşi veya yapışmaz tavada yakmadan ızgara ederek sıcak servis yapın. Izgara böreğin içine pastırma yerine sucuk, salam veya kavrulmuş kıyma koyabilirsiniz.

Afiyet ve Sefalar olsun...



-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com



Cevaplar:
Mesajı Yazan: DenizKarayali
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 04:01
 Sağolasın kardeşim

-------------
Deniz
İzmir-Kaynarpınar-Karaburun-Mordoğan

***Kaynar Team***


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 04:06
 bunları bilmek lazım degilmi kardeşim kaynarda lazım olur

-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: C@feran
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 10:38

Devran bir solukta okudum.paylaşım için sağol.



-------------
CAFER
1977
KEÇİÖREN/ANKARA


Mesajı Yazan: zinebird
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 10:47
Ben içmem ama faydalanan çok olacaktır değilmi hocam 

-------------


Mesajı Yazan: hızlı
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 10:50
 üffff be rakıyı bırakın bence şu yazılan mezelerden kişi sarhoş olur.krallara layık bir meze sofrası olurrrr

-------------
oltanızın her daim dolu olması dileğiyle,rastgele
-----------------------------
aktif sporcu doğa sever kardeşiniz Nedret


Mesajı Yazan: gndyavuz
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 11:14
 Bilgiler güzeldi, teşekkürler.
 
   Söylenecek tek şey kalmış rakı sofrasında muhabbetler güzel olsun.


-------------


Mesajı Yazan: sadri
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 15:04
 bende yeşilaycıyım yazılanı saygı ile karşılıyorum bazı arkadaşlarımız -faydalanabilir sevgi saygı çerçevesinde yapılan her türlü etkinliğe varız
 
 
 
 
 
http://imageshack.us">


-------------
india.1958


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 19:26
 rakı bizim milli içkimiz arkadaşlar neyle iyi gittigini bilmemiz lazım..
okudugunuz için ben teşekkür ederim...


-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: bucalıfikret
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 20:08
 güzel lokumumuzda bizimdi neyazıkki patentini başka ülkeye kaptırdık milli içkimiz rakıda elimizden gitmeden önlem alınır arkadaşım verdiğin bilgiler için sağol...

-------------
fikretYUNGA
05/04/1961
İZMİR buca 0RH(+)


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 20:11
 çok haklısın ...

-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: Umut-Çağlar48
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 15:31
rakı hakındaki necip mirkelamoğlunun şiirini ben siteye yazmıştım tümüyle katılıyorum mezeler de çok güzel   yapan olsada yesek rakılar benden paylaşım için teşekkürler

-------------
Bülent Erbaş
Eskişehir 1961
0 -


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 15:32
 saolasın yapamazsak yaptırırız

-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: Umut-Çağlar48
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 15:36
rakının bilimsel tanımı :

Yalnızca suma veya tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın, beş bin litre yada daha küçük hacimli geleneksel bakır imbiklerde, anason tohumu ile ikinci kez destile edilmesi ile üretilen alkollü içkidir.





Balık, roka, rakı ve de Boğaz



Rakı adı nereden geliyor :
Rakı adı bir görüşe göre razaki cinsi üzümden, başka bir görüşe göre ise yakın doğu ülkelerinde hurma kökünden elde edilen arak dan gelmektedir. Aslan sütü unvanının ise eski rakı fıçıları üzerindeki aslan kabartması nedeni ile verildiği sanılmaktadır.

Rakı nasıl üretilir :
Yaş ve kuru üzümlerin su ile karıştırılması ile elde edilen şıra içine saf maya katılarak fermantasyon sağlanıyor. Daha sonra bu sıvı damıtılarak suma adı verilen üzüm aromalı içki alkolü elde ediliyor. Bu sumanın, anason tohumları ile ikinci kez damıtılmasıyla da rakı elde ediliyor. Bu şekilde üretilen rakı meşe fıçılarda 20 ila 120 gün arası dinlendirildikten sonra satışa sunuluyor.

Rakı çeşitleri arasındaki kalite farkı nereden kaynaklanıyor :
Altınbaş ve Kulüp rakılarında kullanılan alkoldeki suma oranı %100 olmasına rağmen Yeni Rakı da bu oran %70. Yeni rakıda geri kalan kısım şeker pancarı alkolü ile tamamlanıyor. Tekirdağ rakısının farkının ise yapımında kullanılan Çorlu daki özel artezyenden gelen su olduğu söyleniyor. Tabi dinlendirme süresi ve üretimde gösterilen özen de burada çok büyük önem taşıyor.

Argoda rakı için kullanılan isimler :
Anzorot, akyazılı, gıravatlı, Fahrettin Kerim, apeki, çarmak, çarmaçur, dem, duziko, düz, imam suyu, islim, pırna, pirne, piriz, piyiz, piiz, piys, süt

RAKI NASIL İÇİLİR
Eskiden rakı 'leylek boynu' denilen kadehlerde sek olarak, ardından bir yudum su alınarak içilirmiş. Günümüzde ise genellikle 'limonata bardağı' denilen bardaklarda içine su karıştırılarak içilmektedir. Ender olarak da ince belli çay bardağı "istikan" da tercih edilmektedir. Rakının soğuk içilmesi gerektiği hemen herkes tarafından kabul gören bir görüştür. Bu noktada ki ayrılık ise rakıya buz konup konmaması aşamasında ortaya çıkmaktadır. Günümüzde daha az sayıda olan rakıyı sek içenler rakıyı şisesiyle soğutup (hatta bardağını da ayrıca soğutup) yanında yine soğuk yada buzlu su ile içerler. Rakıyı içine su katıp içenler ise genelde buz da ilave ederler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bardağa rakıyı koyduktan sonra su koymadan buz atmamak gerektiğidir. Buz ile ani temas rakının içindeki üzüm ve anosan aromasını veren maddelerin kristalleşmesine ve rakının tadının bozulmasına yol açar. Rakıya su ilave edildikten sonra buz atılması bu durumu daha aza indirir fakat yine de engellemez. Rakıyı sek fakat içinde buz ile içmek ise sadece acemilere mahsustur. Rakıya buz atmanın bir sakıncası da buzun yavaş yavaş eriyip, alınan ilk yudum ile son yudum arasında bazen çok büyük lezzet farklılıkları oluşturmasıdır. En güzeli yinede rakıyı iyice soğutup, içine su ilave edilecekse bu suyu da soğutarak ve yanında buzlu su ile içmektir. Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir. Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir. Yani hem anlatır hem dinler. Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır. Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir 'cemiyettir'. Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem de diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır.

Özetle, rakı nasıl içilir sorusunun en güzel cevabı şudur: RAKI ADAM GİBİ İÇİLİR:!



Siz hangi rakı'yı tercih edersiniz?

Yeni Rakı
Acımtırak sevenlere göre Yeni Rakı stili, rakıyı hemen hemen her akşam ve tüm bir geceye yayılarak içenlere hitap ediyor. Anason bakımından zengin olmayan Yeni Rakı'nın alkolden gelen tadında üzüm çeşnisi algılanmıyor, hatta hafif bir acımtraklığı da var.

Tekirdağ Rakısı
Hafif içimiyle tercih ediliyor. Tekirdağ Rakısı'nın sırrı Çorlu'daki özel artezyen kuyularından alınan suyunda saklı. Anason kokusu yoğun olduğu için her yiyecekle uymuyor.

Tekirdağ Altın Serisi
Anason kokusu duyulmuyor. Tamamen yaş üzümden sınırlı sayıda üretiliyor, 1ayı meşe
fıçılarda olmak üzere 3 ay dinlendiriliyor. Meşe fıçı, anasonun bazı kişilere hoş gelmeyen aromasını alıyor.

Altınbaş ve Kulüp
Rakı sofrasının ağır topları Altınbaş ve Kulüp geleneksel olarak üzümden üretilen göbek
rakıları. Rakı sevenler arasında önemli bir sadık kitleye sahip. Ağızda şekerli bir tat bırakıyor.

Efe Rakı
Ağızda alkol tadı bırakmıyor Ege ve Çeşme'nin anasonu ile en iyi kalite Anadolu üzümleri
nedeniyle yumuşak bir içime sahip. İçimi yumuşak, rahat, eskilerin deyimiyle "kaymak gibi" bir rakı.

Efe Yaş Üzüm Rakısı
Soğutarak sek içebilirsiniz Ege Bölgesi Sultaniye ve Razaki üzümleri kullanılarak üretilen bu özel alkol, imbiklerde anason tohumları ile uzun süre damıtılıyor ve diğer rakıların iki katı süre dinlendiriliyor.

Çilingir Rakı
Sert rakıcılar için. Özellikle içtiği rakıda sertlik arayanlar tarafından tam not aldı.
Damak yakan sert tadıyla rakıseverlerin vazgeçemeyeceği bir içki halini aldı.

Sarı Zeybek
Boğazı tırmalamıyor. Meşe fıçılarda bekleyen Sarı Zeybek diğer rakılardan farklı bir
tat ve renge sahip. Yaş üzümün içinde daha zengin anason aroması var. İçimi son derece yumuşak.

Mercan Rakı
Anason kokusu zengin, damakta yoğun, tok ve yoğun içimli bir rakı.

Fasıl Rakı
Yumuşak bir içime sahip. Üzüm ve anason açısından zengin.
Midye pilaki, fava gibi narin lezzetli mezelerle yudumlanmaya uygun bir tat.


Burgaz Rakı
Ayrıcalığını Istranca Dağları'nın sularından alıyor. Burgaz Rakı sek içilebileceği gibi, özellikle süt rengi beyazlığına ulaşıncaya kadar su ilavesiyle, ama mutlaka soğuk olarak içilebiliyor.

İzmir Rakısı
Ege Bölgesi'nin yaş ve kuru üzümleri ile anason tohumlarından elde ediliyor. Ege mutfağına özel mezelerin, zeytinyağlı yemeklerin yanı sıra balık ve deniz mahsulleriyle de mükemmel bir uyum sağlıyor. İyice soğutmanız koşuluyla sek olarak içmeniz bile mümkün.



MEZE TARİFLERİ

Haydari
1 su bardağı süzme yoğurt bir çukur kaba konup biraz su ile macun kıvamına getirilir. 2 diş sarımsak ayıklanıp yarım kaşık tuz ile havanda dövülür. Yoğurt ve sarımsak bir kaşık kuru nane ile karıştırılır. Yayvan bir tabağa alınıp üstüne kırmızı pul biber serpilir. İsteğe göre bir miktar zeytinyağı ve veya yarım su bardağı kadar rendelenmiş beyaz peynir de ilave edilebilir.

Tarator
50 gram ceviz içi havanda iyice dövülür. Kabuk kısmı ayrılmış bir dilim bayat ekmek10 dakika kadar ıslatılıp, sıkılır ve bir kasede cevizlerle karıştırılır. 3 diş sarımsak biraz tuz ile ezilir. Ceviz ve ekmek içi tahta kaşıkla iyice karıştırılırken 3 yemek kaşığı zeytinyağı azar azar ilave edilir ve iyice yedirilir. Karıştırmaya devam edilerek ezilmiş olan sarımsak biraz tuz ve 2 yemek kaşığı sirke eklenir. İstenirse ceviz içi yerine dolma fıstığı yada badem de kullanılabilir. Ancak bu durumda sirke yerine 3 yemek kaşığı limon suyu konur.

Meyhane Pilavı
Bir orta boy soğan diş halinde çentilir. Bir küçük havucun dışı kazınır ve rendelenir. İki orta boy domatesin kabukları soyulur ve küp şeklinde doğranır. Bir kırmızı, 2 çarliston ya da 3 sivri biber sapları çıkartılıp, çekirdekleri atılıp, ince şerit ve halkalar halinde doğranır. Bir bardak pilavlık, iri taneli bulgur yıkanıp süzülür. 150 gr. kıyma üç yemek kaşığı mısırözü yağı ve soğan ile suyunu salıp tekrar çekene kadar kavrulur. Havuç, domates ve biber ilave edilerek 3-4 dakika daha pişirilir. 1,5 bardak etsuyu ilave edilir. Tuzu ve karabiberi eklenip yıkanmış bulgur ilave edilir. Bir kaç dakika kuvvetli ateşte kanatıldıktan sonra altı kısılarak tamamen suyunu çekene kadar 20-25 dakika daha pişirilir. En az 15 dakika demlenmeye bırakılıp daha sonra kepçe ile harmanlanarak servis edilir. İstenirse mısırözü yağı yerine 2 kaşık margarin de konabilir. Kıyma ve et suyu yerine, tavuk eti ve tavuk suyu ile de yapılabilir.

Beyin Tava
Bir adet koyun beyni alınıp üzerindeki zarı suyun altında, beynin kıvrımları zedelenmeden ayıklanır. Çukur bir kaba 2-3 bardak su ile 1 çay kaşığı sirke ve bir çay kaşığı tuz konarak kaynatılır. Su kaynadıktan sonra temizlenmiş beyin yavaşca içine atılıp 5 dakika haşlanır. Haşlama suyu dökülüp yerine soğuk su konarak beyin soğumaya bırakılır. Soğumuş beyin sudan çıkartılarak suyu süzülmesi için bir miktar bekletilir. Daha sonra keskin bir bıçakla 4 parçaya ayrılır. Bir kaba 1 yumurta kırılıp 1 yemek kaşığı un konup azar azar su ilave edilip pütürsüz bir bulamaç elde edilinceye kadar çırpılır. Bir tavada sıvı yağ kızdırılıp, bulamaca batırılmış beyin parçaları iki tarafı da çevrilerek kızartılır. Yanında limon dilimleri ile sıcak olarak servis edilir. Dana beyni ile de yapılabilir fakat miktarı daha fazla olmakla birlikte daha lezzetsiz olur.

Tarama
100 gram balık yumurtalarının varsa zarı çıkartılır ve çukur bir kaba konur. Tahta bir kaşık ile ara vermeden karıştırarak, yarım su bardağı zeytin yağı damla damla eklenip balık yumurtalarına yedirilir. Daha sonra 2 yemek kaşığı limon suyu da aynı şekilde eklenir ve bir yemek tabağına konup buz dolabında bir süre dinlendirildikten sonra servis edilir.

Peynir Mezesi
250 gram beyaz peynir çukur bir kapta çatalla ezilir. 3 yemek kaşığı ceviz içi elle çok küçük parçalara bölünür. 2 diş sarımsak ayıklanıp, havanda ezilir. Peynir ceviz ve sarımsağa, yarım çay kaşığı kimyon, 1 çay kaşığı kişniş ve yarım çay kaşığı kırmızı biber ilave edilip, ezerek karıştırılır. Karışıma 1 tatlı kaşığı biber salçası ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenip tekrar karıştırılır ve servis edilir. Bu meze ekmek dilimleri üzerine sürülüp kanepe olarak da sunulabilir.

Cevizli Yoğurtlu Ezme
2 dilim bayat ekmeğin kenarlarındaki kabukları kesilip atılır ve çukur bir tabağa konup üzerlerine soğuk su dökülür. 5 dakika sonra dilimler sudan çıkartılır ve suyu süzülerek ufalanır. 3 yemek kaşığı ceviz içi havanda dövülür. 2 diş sarımsağın kabukları soyulup biraz tuzla havanda dövülür. Ekmekler,ceviz ve sarımsağa 2 yemek kaşığı zeytin yağı, 2 yemek kaşığı yoğurt, 2 yemek kaşığı limon suyu, 1 çay kaşığı domates salçası, 1 çay kaşığı biber salçası eklenerek iyice karıştırılır. Servis tabağına konup üzerine 1 çay kaşığı pul biber eklenir. Bir kaç yarım ceviz ve maydanozla süslenip servis edilir. Ceviz yerine badem yada fındık da kullanılabilir.

Babagannuş
1 adet patlıcan közlenir ve ince akan bir musluk altında parmaklar ile yada küçük bir bıçak yardımı ile kabuğu soyulur. Patlıcanın sapı kesilip atılır ve çatal yada mutfak robotu ile püre haline getirilir. 2 diş sarımsak ezilerek, 2 yemek kaşığı tahin, 1 yemek kaşığı limon suyu ve 2 yemek kaşığı yoğurt ile birlikle patlıcan püresine eklenip iyice karıştırılır. servis tabağına alınarak 2 kaşık zeytinyağı üzerinde gezdirilir. Yanında kızarmış ekmek ile servis edilebilir. süslemek için zeytin, pul biber veya maydanoz kullanılabilir.

Alevli Pastırma
50 gram az yağlı pastırma dilimleri çemenleri ayıklanıp bir tabağa dizilip sofraya konur. 3 yemek kaşığı rakı bir cezvede kaynatmadan ısıtılır. Sıcak rakı sofrada pastırmaların üzerinde gezdirilip tutuşturulur. Alevler sönünce soğutmadan yenir. Pastırma dilimleri çok ince ise daha az rakı da yerli olabilir. Tutuşturmak için kibrit kullanılırsa eczanın kokusu sinebilir. En iyisi bir kağıt tutuşturup rakıyı bununla yakmaktır



RAKILI KOKTEYLLER

Rakı esas olarak tek başına içilen bir içki olmakla birlikte, çeşitli içkilerle karıştırılarak kokteyllerde de kullanıldığı görülmektedir. Rakının kokteyllerde kullanılması fikri her ne kadar garip gelse de ya da kimilerince tepkiyle karşılanabilecek de olsa bütünlüğü sağlamak açısından rakılı kokteyllerden de bahsetmemiz gerekir diye düşünüyorum. Deneyin, belki de çok seveceksiniz.

    Tekilla Ghost
   3 cl. Tekila
   2 cl. Rakı
   2 Barkaşığı limon suyu
   Shakerda karıştırılıp buz üzerinde servis edilir.

    

   Pick Me Up
   ½ Fernet Branca
   ½ Rakı
   Buzla birlikte servis edilir.



   Pick Me Up
   1/3 Brandy
   1/3 Sek (dry) vermut
   1/3 Rakı
İsminden de anlaşılacağı gibi bu tarifteki kokteyli alkollü bir geceden sonra kendinize gelmek miğde ve baş ağrısından kurtulmak için de kullanabilirsiniz.



ŞAİR NE DEMİŞ ?

   Önce kendine gel, sonra meyhaneye;
   Kalender ol da gir kalenderhaneye.
   Bu yol kendini yenmişlerin yoludur:
   Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye.

   Kalk sevinç dolduralım garip gönüle
   İçelim doğan güne karşı bülbülle
   Yırtalım biz de gömleği aşık gülle
   Verelim çiçekler gibi ömrü yele.
                                   Ö.HAYYAM



   Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve selam:
   Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
   Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
   Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?

   Her gün tövbe eder bozarız biz;
   Şanı şerefi de boşarız biz;
   Kusur işlersek ayıplamayın:
   Sarhoş doğduk, sarhoş yaşarız biz.

   Sevenlerinden yer yok ben garibe;
   Derdine düşenlerle başım dertte;
   Sarmışlar seni kum bulutu gibi
   Gül yüzünden ışık mı düşer bize.
                                    Ö.HAYYAM

    
Rakının bilimsel tanımı :
Yalnızca suma veya tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın, beş bin litre yada daha küçük hacimli geleneksel bakır imbiklerde, anason tohumu ile ikinci kez destile edilmesi ile üretilen alkollü içkidir.





Balık, roka, rakı ve de Boğaz



Rakı adı nereden geliyor :
Rakı adı bir görüşe göre razaki cinsi üzümden, başka bir görüşe göre ise yakın doğu ülkelerinde hurma kökünden elde edilen arak dan gelmektedir. Aslan sütü unvanının ise eski rakı fıçıları üzerindeki aslan kabartması nedeni ile verildiği sanılmaktadır.

Rakı nasıl üretilir :
Yaş ve kuru üzümlerin su ile karıştırılması ile elde edilen şıra içine saf maya katılarak fermantasyon sağlanıyor. Daha sonra bu sıvı damıtılarak suma adı verilen üzüm aromalı içki alkolü elde ediliyor. Bu sumanın, anason tohumları ile ikinci kez damıtılmasıyla da rakı elde ediliyor. Bu şekilde üretilen rakı meşe fıçılarda 20 ila 120 gün arası dinlendirildikten sonra satışa sunuluyor.

Rakı çeşitleri arasındaki kalite farkı nereden kaynaklanıyor :
Altınbaş ve Kulüp rakılarında kullanılan alkoldeki suma oranı %100 olmasına rağmen Yeni Rakı da bu oran %70. Yeni rakıda geri kalan kısım şeker pancarı alkolü ile tamamlanıyor. Tekirdağ rakısının farkının ise yapımında kullanılan Çorlu daki özel artezyenden gelen su olduğu söyleniyor. Tabi dinlendirme süresi ve üretimde gösterilen özen de burada çok büyük önem taşıyor.

Argoda rakı için kullanılan isimler :
Anzorot, akyazılı, gıravatlı, Fahrettin Kerim, apeki, çarmak, çarmaçur, dem, duziko, düz, imam suyu, islim, pırna, pirne, piriz, piyiz, piiz, piys, süt

RAKI NASIL İÇİLİR
Eskiden rakı 'leylek boynu' denilen kadehlerde sek olarak, ardından bir yudum su alınarak içilirmiş. Günümüzde ise genellikle 'limonata bardağı' denilen bardaklarda içine su karıştırılarak içilmektedir. Ender olarak da ince belli çay bardağı "istikan" da tercih edilmektedir. Rakının soğuk içilmesi gerektiği hemen herkes tarafından kabul gören bir görüştür. Bu noktada ki ayrılık ise rakıya buz konup konmaması aşamasında ortaya çıkmaktadır. Günümüzde daha az sayıda olan rakıyı sek içenler rakıyı şisesiyle soğutup (hatta bardağını da ayrıca soğutup) yanında yine soğuk yada buzlu su ile içerler. Rakıyı içine su katıp içenler ise genelde buz da ilave ederler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bardağa rakıyı koyduktan sonra su koymadan buz atmamak gerektiğidir. Buz ile ani temas rakının içindeki üzüm ve anosan aromasını veren maddelerin kristalleşmesine ve rakının tadının bozulmasına yol açar. Rakıya su ilave edildikten sonra buz atılması bu durumu daha aza indirir fakat yine de engellemez. Rakıyı sek fakat içinde buz ile içmek ise sadece acemilere mahsustur. Rakıya buz atmanın bir sakıncası da buzun yavaş yavaş eriyip, alınan ilk yudum ile son yudum arasında bazen çok büyük lezzet farklılıkları oluşturmasıdır. En güzeli yinede rakıyı iyice soğutup, içine su ilave edilecekse bu suyu da soğutarak ve yanında buzlu su ile içmektir. Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir. Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir. Yani hem anlatır hem dinler. Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır. Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir 'cemiyettir'. Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem de diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır.

Özetle, rakı nasıl içilir sorusunun en güzel cevabı şudur: RAKI ADAM GİBİ İÇİLİR:!



Siz hangi rakı'yı tercih edersiniz?

Yeni Rakı
Acımtırak sevenlere göre Yeni Rakı stili, rakıyı hemen hemen her akşam ve tüm bir geceye yayılarak içenlere hitap ediyor. Anason bakımından zengin olmayan Yeni Rakı'nın alkolden gelen tadında üzüm çeşnisi algılanmıyor, hatta hafif bir acımtraklığı da var.

Tekirdağ Rakısı
Hafif içimiyle tercih ediliyor. Tekirdağ Rakısı'nın sırrı Çorlu'daki özel artezyen kuyularından alınan suyunda saklı. Anason kokusu yoğun olduğu için her yiyecekle uymuyor.

Tekirdağ Altın Serisi
Anason kokusu duyulmuyor. Tamamen yaş üzümden sınırlı sayıda üretiliyor, 1ayı meşe
fıçılarda olmak üzere 3 ay dinlendiriliyor. Meşe fıçı, anasonun bazı kişilere hoş gelmeyen aromasını alıyor.

Altınbaş ve Kulüp
Rakı sofrasının ağır topları Altınbaş ve Kulüp geleneksel olarak üzümden üretilen göbek
rakıları. Rakı sevenler arasında önemli bir sadık kitleye sahip. Ağızda şekerli bir tat bırakıyor.

Efe Rakı
Ağızda alkol tadı bırakmıyor Ege ve Çeşme'nin anasonu ile en iyi kalite Anadolu üzümleri
nedeniyle yumuşak bir içime sahip. İçimi yumuşak, rahat, eskilerin deyimiyle "kaymak gibi" bir rakı.

Efe Yaş Üzüm Rakısı
Soğutarak sek içebilirsiniz Ege Bölgesi Sultaniye ve Razaki üzümleri kullanılarak üretilen bu özel alkol, imbiklerde anason tohumları ile uzun süre damıtılıyor ve diğer rakıların iki katı süre dinlendiriliyor.

Çilingir Rakı
Sert rakıcılar için. Özellikle içtiği rakıda sertlik arayanlar tarafından tam not aldı.
Damak yakan sert tadıyla rakıseverlerin vazgeçemeyeceği bir içki halini aldı.

Sarı Zeybek
Boğazı tırmalamıyor. Meşe fıçılarda bekleyen Sarı Zeybek diğer rakılardan farklı bir
tat ve renge sahip. Yaş üzümün içinde daha zengin anason aroması var. İçimi son derece yumuşak.

Mercan Rakı
Anason kokusu zengin, damakta yoğun, tok ve yoğun içimli bir rakı.

Fasıl Rakı
Yumuşak bir içime sahip. Üzüm ve anason açısından zengin.
Midye pilaki, fava gibi narin lezzetli mezelerle yudumlanmaya uygun bir tat.


Burgaz Rakı
Ayrıcalığını Istranca Dağları'nın sularından alıyor. Burgaz Rakı sek içilebileceği gibi, özellikle süt rengi beyazlığına ulaşıncaya kadar su ilavesiyle, ama mutlaka soğuk olarak içilebiliyor.

İzmir Rakısı
Ege Bölgesi'nin yaş ve kuru üzümleri ile anason tohumlarından elde ediliyor. Ege mutfağına özel mezelerin, zeytinyağlı yemeklerin yanı sıra balık ve deniz mahsulleriyle de mükemmel bir uyum sağlıyor. İyice soğutmanız koşuluyla sek olarak içmeniz bile mümkün.



MEZE TARİFLERİ

Haydari
1 su bardağı süzme yoğurt bir çukur kaba konup biraz su ile macun kıvamına getirilir. 2 diş sarımsak ayıklanıp yarım kaşık tuz ile havanda dövülür. Yoğurt ve sarımsak bir kaşık kuru nane ile karıştırılır. Yayvan bir tabağa alınıp üstüne kırmızı pul biber serpilir. İsteğe göre bir miktar zeytinyağı ve veya yarım su bardağı kadar rendelenmiş beyaz peynir de ilave edilebilir.

Tarator
50 gram ceviz içi havanda iyice dövülür. Kabuk kısmı ayrılmış bir dilim bayat ekmek10 dakika kadar ıslatılıp, sıkılır ve bir kasede cevizlerle karıştırılır. 3 diş sarımsak biraz tuz ile ezilir. Ceviz ve ekmek içi tahta kaşıkla iyice karıştırılırken 3 yemek kaşığı zeytinyağı azar azar ilave edilir ve iyice yedirilir. Karıştırmaya devam edilerek ezilmiş olan sarımsak biraz tuz ve 2 yemek kaşığı sirke eklenir. İstenirse ceviz içi yerine dolma fıstığı yada badem de kullanılabilir. Ancak bu durumda sirke yerine 3 yemek kaşığı limon suyu konur.

Meyhane Pilavı
Bir orta boy soğan diş halinde çentilir. Bir küçük havucun dışı kazınır ve rendelenir. İki orta boy domatesin kabukları soyulur ve küp şeklinde doğranır. Bir kırmızı, 2 çarliston ya da 3 sivri biber sapları çıkartılıp, çekirdekleri atılıp, ince şerit ve halkalar halinde doğranır. Bir bardak pilavlık, iri taneli bulgur yıkanıp süzülür. 150 gr. kıyma üç yemek kaşığı mısırözü yağı ve soğan ile suyunu salıp tekrar çekene kadar kavrulur. Havuç, domates ve biber ilave edilerek 3-4 dakika daha pişirilir. 1,5 bardak etsuyu ilave edilir. Tuzu ve karabiberi eklenip yıkanmış bulgur ilave edilir. Bir kaç dakika kuvvetli ateşte kanatıldıktan sonra altı kısılarak tamamen suyunu çekene kadar 20-25 dakika daha pişirilir. En az 15 dakika demlenmeye bırakılıp daha sonra kepçe ile harmanlanarak servis edilir. İstenirse mısırözü yağı yerine 2 kaşık margarin de konabilir. Kıyma ve et suyu yerine, tavuk eti ve tavuk suyu ile de yapılabilir.

Beyin Tava
Bir adet koyun beyni alınıp üzerindeki zarı suyun altında, beynin kıvrımları zedelenmeden ayıklanır. Çukur bir kaba 2-3 bardak su ile 1 çay kaşığı sirke ve bir çay kaşığı tuz konarak kaynatılır. Su kaynadıktan sonra temizlenmiş beyin yavaşca içine atılıp 5 dakika haşlanır. Haşlama suyu dökülüp yerine soğuk su konarak beyin soğumaya bırakılır. Soğumuş beyin sudan çıkartılarak suyu süzülmesi için bir miktar bekletilir. Daha sonra keskin bir bıçakla 4 parçaya ayrılır. Bir kaba 1 yumurta kırılıp 1 yemek kaşığı un konup azar azar su ilave edilip pütürsüz bir bulamaç elde edilinceye kadar çırpılır. Bir tavada sıvı yağ kızdırılıp, bulamaca batırılmış beyin parçaları iki tarafı da çevrilerek kızartılır. Yanında limon dilimleri ile sıcak olarak servis edilir. Dana beyni ile de yapılabilir fakat miktarı daha fazla olmakla birlikte daha lezzetsiz olur.

Tarama
100 gram balık yumurtalarının varsa zarı çıkartılır ve çukur bir kaba konur. Tahta bir kaşık ile ara vermeden karıştırarak, yarım su bardağı zeytin yağı damla damla eklenip balık yumurtalarına yedirilir. Daha sonra 2 yemek kaşığı limon suyu da aynı şekilde eklenir ve bir yemek tabağına konup buz dolabında bir süre dinlendirildikten sonra servis edilir.

Peynir Mezesi
250 gram beyaz peynir çukur bir kapta çatalla ezilir. 3 yemek kaşığı ceviz içi elle çok küçük parçalara bölünür. 2 diş sarımsak ayıklanıp, havanda ezilir. Peynir ceviz ve sarımsağa, yarım çay kaşığı kimyon, 1 çay kaşığı kişniş ve yarım çay kaşığı kırmızı biber ilave edilip, ezerek karıştırılır. Karışıma 1 tatlı kaşığı biber salçası ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenip tekrar karıştırılır ve servis edilir. Bu meze ekmek dilimleri üzerine sürülüp kanepe olarak da sunulabilir.

Cevizli Yoğurtlu Ezme
2 dilim bayat ekmeğin kenarlarındaki kabukları kesilip atılır ve çukur bir tabağa konup üzerlerine soğuk su dökülür. 5 dakika sonra dilimler sudan çıkartılır ve suyu süzülerek ufalanır. 3 yemek kaşığı ceviz içi havanda dövülür. 2 diş sarımsağın kabukları soyulup biraz tuzla havanda dövülür. Ekmekler,ceviz ve sarımsağa 2 yemek kaşığı zeytin yağı, 2 yemek kaşığı yoğurt, 2 yemek kaşığı limon suyu, 1 çay kaşığı domates salçası, 1 çay kaşığı biber salçası eklenerek iyice karıştırılır. Servis tabağına konup üzerine 1 çay kaşığı pul biber eklenir. Bir kaç yarım ceviz ve maydanozla süslenip servis edilir. Ceviz yerine badem yada fındık da kullanılabilir.

Babagannuş
1 adet patlıcan közlenir ve ince akan bir musluk altında parmaklar ile yada küçük bir bıçak yardımı ile kabuğu soyulur. Patlıcanın sapı kesilip atılır ve çatal yada mutfak robotu ile püre haline getirilir. 2 diş sarımsak ezilerek, 2 yemek kaşığı tahin, 1 yemek kaşığı limon suyu ve 2 yemek kaşığı yoğurt ile birlikle patlıcan püresine eklenip iyice karıştırılır. servis tabağına alınarak 2 kaşık zeytinyağı üzerinde gezdirilir. Yanında kızarmış ekmek ile servis edilebilir. süslemek için zeytin, pul biber veya maydanoz kullanılabilir.

Alevli Pastırma
50 gram az yağlı pastırma dilimleri çemenleri ayıklanıp bir tabağa dizilip sofraya konur. 3 yemek kaşığı rakı bir cezvede kaynatmadan ısıtılır. Sıcak rakı sofrada pastırmaların üzerinde gezdirilip tutuşturulur. Alevler sönünce soğutmadan yenir. Pastırma dilimleri çok ince ise daha az rakı da yerli olabilir. Tutuşturmak için kibrit kullanılırsa eczanın kokusu sinebilir. En iyisi bir kağıt tutuşturup rakıyı bununla yakmaktır



RAKILI KOKTEYLLER

Rakı esas olarak tek başına içilen bir içki olmakla birlikte, çeşitli içkilerle karıştırılarak kokteyllerde de kullanıldığı görülmektedir. Rakının kokteyllerde kullanılması fikri her ne kadar garip gelse de ya da kimilerince tepkiyle karşılanabilecek de olsa bütünlüğü sağlamak açısından rakılı kokteyllerden de bahsetmemiz gerekir diye düşünüyorum. Deneyin, belki de çok seveceksiniz.

    Tekilla Ghost
   3 cl. Tekila
   2 cl. Rakı
   2 Barkaşığı limon suyu
   Shakerda karıştırılıp buz üzerinde servis edilir.

    

   Pick Me Up
   ½ Fernet Branca
   ½ Rakı
   Buzla birlikte servis edilir.



   Pick Me Up
   1/3 Brandy
   1/3 Sek (dry) vermut
   1/3 Rakı
İsminden de anlaşılacağı gibi bu tarifteki kokteyli alkollü bir geceden sonra kendinize gelmek miğde ve baş ağrısından kurtulmak için de kullanabilirsiniz.



buda benden

    
   
    



    




-------------
Bülent Erbaş
Eskişehir 1961
0 -


Mesajı Yazan: Umut-Çağlar48
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 15:48
Meyhane kültürü Liman kültürünün bir parçası olarak süre gelmiştir. Çünkü gemiciler indikleri limanda bekardır ve içerek geçirecekleri vakitleri ve nakitleri vardır.

Türkler İstanbul'u ve Galata'yı aldıkları zaman zaten liman olan bu şehrin meyhaneleri de dünya ölçülerindeydi. 16. Yüzyıl yazarlarından Kastamonu'lu Latifi "Tarifname-i İstanbul" adlı eserinde İstanbul meyhanelerinin özellikle Tahtakale'de toplandığını, Galata'nın ise "serapa meyhane" olduğunu kaydeder.

Müslüman halk genel olarak içki konusundaki dinsel yasaklara bağlıydı ama, Müslüman olmayanların adetlerine karışılmazdı. Galata başta olmak üzere gayrimüslümlerin yoğun olduğu mahallelerde birçok meyhane vardı ve bu meyhanelerin müşterilerinin bir kısmı kaçamak yaparak gelen Müslümanlar oluşturuyordu. Keyif için içilip yenilen yerler olan meyhaneler de bütün işyerleri gibi lonca düzenine bağlıydı.

Fatih'in saltanat dönemi (1451 - 1481) İstanbul'un imarıyla ve yerleşimi ile geçmişti. Oğlu II. Beyazıt (1481 - 1512) zevk ve eğlenceye düşkünlüğü, dolayısıyla sanatı teşvik etmişti. Bu dönemde meyhaneler fazlalaşmıştır. II. Beyazıt'ın oğlu Yavuz Selim (1512 - 1520) sırasında meyhaneler daha da fazlalaşmış, sarhoşluk İstanbul'da daha da yaygınlaşmıştır. Sultan Süleyman (1520 - 1566) taht'a çıktıktan sonra içki kullanımını yasakladı. II. Selim zamanında (1566 - 1574) Damat İbrahim Paşa ve çevresinin de teşvikiyle meyhaneler yeniden açılmış eğlence dönemi yeniden başlamıştır. Nitekim 7 Ekim 1573'de Müslüman mahallelerine dahi meyhane açıldığı bildirimine karşılık bunun durdurulması için ferman çıkartılmıştır.

Saray hamamındaki bir zevk aleminde düşerek yaşamını yitiren II. Selim'den sonra tahta çıkan oğlu III. Murat zamanında (1574 - 1595) 13 Mart 1576'da çıkartılan ferman ile Müslüman mahallelerinde olmaması kaydı ile meyhaneler yine işlevlerine serbestçe devam ediyorlardı.

III. Murat bu defa Müslümanların Hıristiyan mahallelerindeki meyhanelere dadandığına bizzat şahit olunca içki yasağı koydu (14 Mart 1583). Ancak, bir süre sonra askerlerin içki içme yasağı, askerlerin dayatmaları sonucunda kaldırılınca asker olmayanlar da içki içmeyi sürdürdüler.

Komutan içkiyi yasakladı ve duvara "Alkol öldürür" diye yazdırdı. Ertesi sabah, bu yazının altına bir cümle eklenmişti: "Asker ölümden korkmaz".

Eremya Çelebi Kömürcüyan 17. Yüzyılda İstanbul Tarihi adlı kitabında Kasımpaşa'yı anlatırken :

"İleride Yahudi evleri ve onların iki tarafında "oda"lar görülür. Bu evler sahildedir ve altlarında dükkanlar vardır. Burada misafirler için balık pişirilir ve onlara turşu ve kurutulmuş mersin ve morina balıkları ikram edilir. Yahudi kasapları ve MİSKET ARAK'ının (Rakının) satıldığı koltuklar da oradadır."

Anlamaktayız ki şimdinin benzerleri boğaz lokantaları eskiden haliç kıyısında yer alırmış. Ve 17. Yüzyılda rakı hem de misket üzümünden yapılma olarak bu evlerde demcilere sunulurmuş. Dedelerimiz aşağıda demini aldıktan sonra belki de yukarıdaki odalara çıkardı.

İstanbul meyhaneleri bulundukları yerlere, sahiplerine, dükkanın üzerine unvan levhası yerine asılan tahta veya madeni kayık, kule, hançer gibi alameti farikaları, ya da içinde havuz fıskiye bulundurma özelliklerine göre adlandırılırlardı. Söz gelimi: Hançerli, Kürkçü Hanı, Yahudi, Kandilli v.s. Bu alametlerden bazıları Yeniçeri ocaklarının alametleriydi. Bu meyhanelerin akşamcı müşterileri ve semtlerine göre Yeniçeri akşamcıları "Dayı" unvanıyla herkesten daha fazla hürmet görürlerdi. Tersanecilerle topçular Kasımpaşa'dan Fındıklı ve Salıpazarı'na kadar uzanan meyhanelerin müşterileriydi. Kayıkçı, hamal, tellak takımı ve İstanbul'un baldırı çıplak külhanileri bu meyhanelere giremezdi; uğrasalar da meyhane akşamcılarının bulunmadığı zamanlarda ayakta içip giderlerdi. Bu meyhanelere "Gedikli Meyhaneler" denirdi. Abdülaziz döneminin sonlarına doğru bunlara "Selatin Meyhaneler" denmeye başlandı. Meyhane gedikleri kurulduktan sonra ayak takımının gittiği yerler "Koltuk Meyhanesi" denilen kaçak yerler, gizlice içki satan ara sokak bakkalları ve manavlarıydı. Koltuk meyhanelerinin bir kısmı ise "Kibar koltukları"ydı. Buralara evine içki sokmayan memur ve katip takımı gelirdi.

Karısı : "Ya ben, ya rakı" demiş. Adam hamal çağırıp, rakıları yatağa taşıtmış ! ..



Ayak takımı için küçük "koltuk"lardan başka bir de "Ayaklı Meyhaneler" vardı. Ayaklı meyhaneler seyyar içki satıcılarıydı; çoğunluğu Ermeni'ydi. Bunların dükkanı, tezgahı, fıçısı, ustası, sakisi kendisiydi. Bellerine ucu musluklu, rakı veya şarapla doldurulmuş gayet uzun bir koyun bağırsağı sararlar, sırtlarında bir cüppe, cüppe'nin iç cebinde de bir kadeh olurdu. Omuzlarına da alamet olarak birer peşkir atarlardı. Müşterilerini gördükleri zaman etrafı kollayacak bir bakkal veya manav dükkanına girer, kuşağının arasından kadehi doldurup peşisıra gelen müşterisine vücudunun sıcaklığıyla ısınmış içkiyi sunarlardı. Kadehi bir yudumda yuvarlayan ayyaş, bir üzüm tanesini ya da mevsimine göre bir başka meyveyi meze yapardı. Çoğu da elinin tersiyle ağzını silip gider, buna da "yumruk mezesi" denilirdi.

İstanbul'un gedikli meyhaneleri mutfaklarının temizliği ve aşçılarının da özellikle balık ve et yemeklerindeki hünerleri ile meşhurdu. "Gediklilerin sunduğu külbastı ve etli yaz türlüsünü (güveç) konak aşçıları yapamaz" denilirdi. Gediklilerin geniş ve yüksek tavanları genelde direklerle tutturulurdu. Orta direğin dibinde bulunan büyük bir tuzlu balık (sardalya) fıçısı da bu tür meyhanelerin özelliklerinden biriydi. Tuzlu balıklar fıçılarla Malta veya Ege adalarından getirilirdi.

Temizliğine çok dikkat edilirdi meyhanelerin. Bardaklar ve kadehler temiz bezlerle kurulanıp parlatılırdı. Yerler dikkatle süpürülür, sofralar gıcır gıcır silinirdi. Sofralarda akşamcılara hizmet eden uşaklar ve çubuktar çocuklar tertemiz giyinirlerdi. Sofralara toprak şamdanlar koyulur, mumları dikilip hazırlanır, etrafına da meze tabakları dizilirdi. Bir de kütükten oyma tuzluk bulunurdu her sofrada bereket simgesi olarak. Sandalyeler genellikle kısa, ahşap ayaklı olup, oturma yeri hasırdandı.

Gediklilerin tezgah başı müşterileri "dört kaşlı" denilen ve akşamcı olan ağaları, ustaları ile karşılaşıp yüz göz olmak istemeyen esnaf kalfaları ve çıraklarıydı. Fasulye piyazı, lahana turşusu ve kırık leblebi gibi meze ve çerezler tezgah başında sürekli bulunurdu. Rakı ve şarap önce kabaktan, sonraları ise metalden veya camdan yapılmış "karnından işeyen" ibriklerle sunulurdu. Müşteri meyhaneye geldiğinde masa meze tabaklarıyla donatılmış, içki kadehleri yerleştirilmiş olurdu. Meyhanecinin masaya buyur etmesi ile ısınan fakat ancak masadaki mumu yaktıktan sonra başlayan bu demlenme saatler sürerdi. Masaya müşteri oturduğunda hazır bulunan mezeler için para alınmaz, içki ve ayrıca sipariş edilen mezelerin parası alınırdı. Ramazanda meyhaneler kapatılırdı. Bayram arifesinde meyhaneciler gedikli müşterilerinin evlerine midye veya uskumru dolma gönderirlerdi. Buna "unutma bizi dolması" denilirdi.

Meyhane kapanma vakti geldiğinde ise müdavimlerin gönderilmesi ayrı bir meyhanecilik yeteneği gerektirirdi. Masalara eğilerek "yaylanmak vakti" hatırlatılır. "Küfelik" olanlar için dışarıda bekleyen hamallar işe davet edilirdi. Eve gitmek için küfeye ihtiyacı olmak "dut gibi olduğunun" kanıtı olurdu.

Meyhaneci geç vakit meyhaneyi kapayıp evine gitti; bitkin bir halde yatağına gireceği sırada telefon çaldı. Telefondaki sarhoş sesi :

- Meyhaneci, dedi. Kaçta açacaksın meyhaneyi ?

- Yahu daha yeni kapadım. İstediğim zaman açarım. Hem açsam da seni içeri almam.

Telefondaki sarhoş :

- Ben içeri girmek değil, dışarı çıkmak istiyorum.

Samatya'dan Yedikule'ye giderken yol üzerinde solda "Safa" meyhanesi işte zamanımıza Osmanlı'nın son döneminden, meyhane yapı şekli ve iç düzenlemesiyle, kalmış yegane meyhane olarak hala faaliyetini sürdürmektedir.

Tütün ve kahve yasağıyla birlikte içki yasağının da en şiddetli uygulandığı dönemin IV. Murat dönemi olduğunu biliyoruz. Gariptir ki, bu padişahın kendisi de tarihimizin namlı içkicilerinden biriydi; ayyaşların piri sayılan Yorgancı Ahmet Efendi'nin oğlu Bekri Mustafa da aynı dönemde yaşadı. Bu dönemde anlatılan ve günümüze kadar gelen fıkraların çoğunda ikisinin adının geçmesi yalnızca rastlantı olmasa gerek !..



Söz gelimi, yine ikisinin arasında geçen sandallı fıkra, hem içkinin etkilerini, hem de dönemin havasını yansıtması bakımından oldukça çarpıcı :

IV. Murat koyduğu yasaklara uyulup uyulmadığını bizzat kendisi kontrol etmeye meraklı bir padişah olduğu için, yine bir gün kıyafet değiştirerek bir sandala biner. Amacı sahil şeridinde

içki içilip içilmediğini kontrol etmektir. IV. Murat'ı tanımayan sandalcı arada bir cebinden bir şişe çıkartıp yudumlamaya başlayınca, padişah sorar :

-    "Nedir o içtiğin ? "

Sandalcı Bekri Mustafa'nın ta kendisidir; kendini kolay ele vermez.

-    "Kuvvet şurubu" der. "Ben bundan iki yudum çekince kendimi aslan gibi hissediyorum. Kürek çekmek vız geliyor".

Padişah tadına bakmak isteyince, Bekri Mustafa, nasılsa denizin ortasındayız, bizi kim yakalayacak, diye düşünüp şişeyi uzatır. Padişah iki yudum alır almaz, kükrer :

- "Bre zındık ! Bu şarap. Şarap içmeyi yasakladığımı bilmiyor musun ?

Bekri Mustafa şaşırır :

-    "Sen kimsin ki, içkiyi yasaklıyorsun ?" der.

-    "Ben IV. Murat'ım !.."

yanıtını alınca, Bekri Mustafa küreği kaptığı gibi ayağa fırlar.

- "Şimdi atarım seni denize, daha iki yudum aldın, kendini IV. Murat sanmaya başladın. İki yudum daha alsan, Dünyayı ben yarattım diyeceksin".





-------------
Bülent Erbaş
Eskişehir 1961
0 -


Mesajı Yazan: hızlı
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 16:03

biz bulgaristanda rakımızı ve şarabımızı kendimiz yapıyoruz.

en verimli ve olgun zamanlarında üzümlerden,eriklerden ve kayısı meyvelerinden toplanarak rakı fıçılarına atarız bu saydıklarımı.her köyün rakı kazanı var.istediğin derecede yapıyorsun rakıyı.ister 1 sefer kaynatırsın istersen 2 sefer kaynatırsın.
şırasını ayarlarsın ve mis gibi tertemiz sofrana koyar ve eşine dostuna misafirlerine ikram edersin.


-------------
oltanızın her daim dolu olması dileğiyle,rastgele
-----------------------------
aktif sporcu doğa sever kardeşiniz Nedret


Mesajı Yazan: Umut-Çağlar48
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 16:07
Aşure Hünkar - Etiler

Hazır Ayran Tikveşli - (Hiç katkı maddesi yoktur)

Badem Ezmesi Cemilzade - Cemil Topuzlu Caddesi

Baharatçı Mısır Çarşısı

Baklava Güllüoğlu - Karaköy

Balık Ekmekçi Ali Baba'nın Teknesi - Rumelihisarı

Balık Lokantası Çapari - Küçükyalı

Balıkçı Lokantası Kahramanın Yeri - Rumelikavağı

Beş Çayı Çırağan Palace Kempinsky

Bistro Café Du Levant

Boğaz Lokantası Bebek Balıkçısı

Brunch California Brasserie - Ceylan Inter Con.

Cappuccino Myott - Ortaköy

Cataplana (Balık) Costa - Arnavutköy 0212 265 1776

Cheese Cake Kantin - Nişantaşı

Çay Bahcesi Arkeoloji Müzesi Bahçesi - Gülhane

Çikolata Gezi Pastanesi

Çin Mutfağı Dragon - Hilton

Çiroz Ali Tuncer - Balık Pazarı

Davet Org. The Marmara
Dondurma Kanaat Lokantası Üsküdar

Döner Beyti

Dürümcü Feda - Suadiye Oteli yanı

Ekler Pasta Divan Pastanesi

Ekmek Sukaş Karadeniz Fırını - Dolapdere

Ekmek (Endustriel) Migros Ekmek Fırını

Ekmek Kadayıfı Kanaat Lokantası - Üsküdar

Esnaf Lokantası Kanaat Lokantası - Üsküdar

Espresso Armani Caffe

Et Lokantası Beyti

Fast Food Balık Dalyan Balıkçısı - Arnavutköy

Frozen Margarita Los Locos - Levent Çarşı

Fusion Mutfağı La Citronella - Ceylan Otel

Geleneksel Lokanta Hacı Abdullah - Beyoğlu

Gurme Shop Crema

Güllaç Şiribom - Selamiçeşme

Halk Tipi İtalyan Rest. II Padrino

Hamburger All Sport Café

İrmik Helvası Hünkar - Etiler

İşkembeci Apik - Dolapdere

Japon Lokantası Takarabune - Hyatt Regency

Kabak Tatlısı Lacivert - Kanlıca Körfez cad.

Kahvaltı Marina Brasserie - Kalamış

Kahve Café Passion - Yeniköy

Karadeniz Pidesi Bafra Pidecisi - Kızıltoprak

Kebapçı Levent Köşebaşı

Kestane Şekeri Kafkas

Klasik Bar Bebek Bar ve Çiçek Bar

Kokoreç Şampiyon - Beyoğlu Balık Pazarı

Köfteci Filibe Köftecisi - Sirkeci

Krokan Konak Pastanesi - Nişantaşı

Kruasan Carrefour Ekmek Reyonu

Kumpir Beşiktaş Çarşısı Kumpircisi

Kurubaklava Malatya Pazarı - Mısır Çarşısı

Lakerda Yeşilköy Balıkçısı Hasan

Limonata Zencefil - Beyoğlu

Lokma İskele Lokantası - İstinye

Lokum Cemilzade - Cemil Topuzlu Caddesi

Manav Bebek Manavı

Mantı Askane - Ulus

Meyhane Refik

Meze Saraylar - Balık Pazarı

Midye Tava Anadolu Kavağı

Milföy Patisserie Monet - Conrad Otel

Muhallebi Emirgan Sütiş

Muhallebici Zeynel

Otel Lokantası Four Seasons Restaurant

Otlu Yemekler Doğa Balık Lokantası - Cihangir

Parayı Hakeden Yemekler Lütfi Kırdar Borsa Lokantası

Pastahane Patisserie Monet - Conrad Otel

Pastırma Namlı

Patlıcan Salatası Pandelli

Pilav Hünkar - Etiler

Pizza Masalda - Yeniköy

Potifur Bahar Pastanesi - Nişantaşı

Pub The Northshield - Akaretler

Sahlep Emirgan Sütiş
Sakatat Galatasaray Ciğercisi

Salata Zanzibar - Teşvikiye Reasürans Çarşısı

Klasik Sandöviç Sütte - Teşvikiye

Servis La Corne D'or - Swiss Otel

Seyyar Büfe Kaptan Büfe - Anadolu- Etiler çıkışı

Simit Boğaziçi Simit Fırını

Sufle Façyo

Sushi Miyako (Japonya'dan sonra en iyi)

Şık İtalyan Restaur. Spasso - Hyatt Regency

Şinitsel Mega Residence de Schnitsel

Tart Art Café - Selamiçeşme

Tost Barış Büfe - Bağdat Caddesi

Turşu Asri Turşucusu - Cihangir

Türk Kahvesi Zeyrekhane

Türk Mutfağı Divan Oteli Lokantası

Türk Mutfağı Feriye Lokantası - Ortaköy

Yoğurt Kanaat Lokantası - Üsküdar

Yöresel Mutfak Çıya - Kadıköy Çarsısı-G.Anadolu Yemekleri

buda istanbullulara benden oralara gelisem ağırlıyacak yer için

-------------
Bülent Erbaş
Eskişehir 1961
0 -


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 16:09

izmirdede karaburunda güzel balıkçı restoranları var

gelirseniz beklerim....


-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: Umut-Çağlar48
Mesaj Tarihi: 02/Kasım/2007 Saat 16:18
Cevat Şakir Kabaağaçlı ve Yaşar Kemal romanlarının kahramanı, Orhan Veli’nin şiirlerinin öznesiydiler. Fark etmesek de yakınımızdaydılar. Bu deniz ülkesinde balıkçıydı onlar. Denize doğru yaşarlardı. Acaba bir ‘günlük’ tutarlar mıydı? İçlerini dökseler, kelimelerle dillendirseler ne yazarlardı?



Balık Yol Kestiğinde

Bir martı konar direğe
Atılan kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Bedri Rahmi Eyüboğlu

Zamana yayılır bu güngörmüş, doygun gülümseme. Gözlerim deniz rengidir ne de olsa. Deniz kayıp giden bir yansıma olmadı hiçbir zaman. İçimi tümden denizle doldurdum. Yüzlerce aç martı takıldı peşime. Ne çıktıysa bahtıma onlarla da paylaştım. Balığa her çıktığımda, onları, yine beni beklerken buldum. Düşünüyorum da, Sait Faik'in öykülerindeki gibi her martı bir balıkçının arkadaşıdır belki.



Dönüş vakti. Martılara 'eyvallah' diyeceğiz bir kez daha. Nasıl olsa yolumuzu beklerler. Tuzunu, rüzgarını içimize çektik. Küfrünü işittik. Öfkesini, şefkatini, bereketini yaşadık denizin ve doldurduk teknemize. Rast gitti çok şükür. İnatla, ısrarla dümen kırdık. Saatlerce ağ gerdik, ağ topladık. Balığı boğduk akşam suyunda. Kısmet sabah suyuna...

Güneşin kızıltılarını erkence yolcu edip ay karanlığında bindik yaşlı teknemize. Bizim gibi yaşlı, bizim gibi güngörmüş, deniz görmüş teknemize. Takımlarımız her daim hazır, mazot yüklüce depoda. Bir de kumanya lazım. Ama ille de zeytinyağı olacak, ufak tava. Bir demlik çay da zula. Sonrası deniz. Dümen başı, ağ atma telaşı. Denizin, balığın yolumuzu kestiği bir gün daha bitti. Denizde tanrıyla, doğayla bir arada olduk. Ay ışığı, yıldız nedir anladık. Ağları bir çektik ki içine yıldız düşmüş gibi oldu ve şimdi eve dönme zamanı. Denizin bitip karanın başladığı kıyı göründü bile.

O balık geceleri güzün, o puslu
Gök karışımı su, kıvrılan lambalar
Bir şilep uzaktan denizi tarar
Uzardı bulutsu gölgesi, o sisli
Gök ve yılan gibi tıslayan lambalar
Gök değil biziz vuran yeşil, mor, sarı
Dilim dilim yüzlerce ay, sandal, kayık
Bir fener alayına düşmüş ki balık
Işık yer şimdilik, bakar geçer diri
Dilim dilim yüzlerce ay, sandal, kayık
Oktay Rıfat



Deniz Sonrası...

Deniz doluyuz hepimiz. Deniz, ellerimizde bir kılıç sırtı parıltısında. Deniz artık kasa kasa.

Gözleri, donup kalan zamana takılı, değirmi gövdeli, dikenli, gümüşi balıklar... Sırtı menevişli olanı mı dersin, koyu mavili, yeşilli, yer yer kırmızı hareli olanını mı ararsın? Hepsi derya kuzuları bunların. Lüferi, izmariti, palamudu, hamsisi... Yosunların kuytusundan, akıntıların kıvrımından, parıltılı saraylarından çıktılar. Mevsimleri birer birer devirdiler. Denizi, sabahın ayazında da, öğlenin eritici sıcağında da, akşamın keskin siyahında da gördüler. Henüz tazecik, körpecikler işte!

Sırılsıklam bir gökyüzü çıktı ağlardan
Masmavi bütün balıkçılar
Can Yücel

Gel! Gel! Derya kuzuları bunlar. Fazla davete gerek yok. Onlar çağırıyor aslında. Meraklı bakışlarda fark etti zaten. Biz deniz tiryakilerinin bin bir emekle tuttuğu balık, denizden karaya ayak bastığımızda ticari meta oluverir. Ekmek kavgasını ete kemiğe büründüren halidir o. Ben teknemi kıyıya yanaştırıp tezgaha dönüştürürüm. Ağlardan henüz ayıklarken tanıdık, tanımadığa birer torba doldururum. Bizim Mustafa Kaptan balıkhanenin tablalarında müşteri bulur. Yarım kasa balık için beklediğimiz, didindiğimiz çok olmuştur. Ama bu seferki akşam suyunun bereketi, yüzümüzü güldürdü. Benim tekne, ağlar, arkadaşlarınki, Mustafa kaptanın balık yüklü tablaları hep boşaldı. Tekneyi şöyle bir yıkayınca artık şişede balık olma zamanıdır. Bizim balıklar, kendine kıyıda yer edinen meşhur lokantaların beyaz örtülü masalarında soğanlı salatalarla sarmaş dolaş olmuşlardır. Evde una bulanıp pişenleri de makbuldür. Ama ne derler bilirsiniz "kaçan balık büyük olur, kaçamayan ızgara".



Denize Karşı İnsan



Güneşe bırakılmış balık ağlarıyla
Kayıklarıyla, kumlara çekilmiş
Denize karşı insan!
Ceyhun Atuf Kansu

Denize karşı insan. Deniz, ilerleyen zamanda kendi sularında yaşayan balıklara çevirir insanı. Hal böyle olunca balık dönüşü bile denizden uzak duramaz balıkçı. Dönüş bereketli olunca merasimi de şenlikli olur. Teknelere, hadi bilemediniz kara kıyılarına masalar kurulur. Mangallar hazırlanır, bol soğan bol limon... Ara sıra şamandıra yapılır. İyot kokusu ve nemli esintisi ciğerlere doldurulur, bereket paylaşılır.

Bir duyma da kokusunu yosunların
Istakozların, karidesin
Denizden esen rüzgarın

demiş ya Orhan Veli, bizimki de o hesap. Ağları atmadan, denizin çalkantısını yüreğinde duymadan olmaz. Eksik kalır hayatımız.

Gün olur başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş
Gün olur deli gibi
O. Veli

deriz. Ve bir sonraki günü tasarlarız şiirlerde, şarkılarda...

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin...
O. Veli



Deniz Çeker, Dünya Tutar

Bazılarımızı "deniz çeker, dünya tutar". Bazılarımız "suların serinliğini kaburgalarında hissetmeden yaşayamaz" âmâ bazen de

Yosun kokusu ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
sahilde yaşayan çocuklara hiçbir şey hatırlatmaz
O. Veli

öyledir; karanın yaşattıklarıyla denizin yaşattıkları aynı olur mu hiç? Karadaki anlam farklı denizdeki anlam farklı. Başlangıçtır deniz; rahminde dünyayı saklamış olan. Ezelden beri, daima, belirsiz, karanlık. Derinde sakladıklarını hala merak ederim. Bu mavi örtünün ucundan tutup kaldırıversem, elimi daldırıp şöyle bir dokunsam, görecek, öğrenecekmişim gibi geliyor. Oysa bize öğrettikleri çok sınırlı, yetmiyor. Deniz bilgisi karada işe yaramıyor. Denizi az çok tanıyınca karada yabancılaşıyor balıkçı. Öteki oluyoruz. Yalnızlığımızı salt denizle paylaşabiliyoruz.

Bu akşam vakti deniz, o bütün hasretimiz,
Sanki gelmiş de dile, nedametin sesiyle,
Çarparak kayalara, yetmez mi diyor deniz
Karada çektiğiniz?
Cahit Sıtkı Tarancı



Ufuktaki kızıllıkla başlayıp aynı kızıllıkla biten süreçte zamansızlığı öğrendim. Doğadaki sırlarla içimdeki sırları karşılaştırdım. İçimdeki sırlarla yaşamayı, onları taşımayı öğrendim. Durağanlığı, sabrı öğrendim. Yaşama dair her şeyi sundu bana deniz. Alabileceğimizi aldık biz de. Dolaştığımız denizlerce düşündük. Oynayan, kaçan, sokulan, dokunan dalgalar özgür kıldı bizi. Bazılarının dünyayı ilk görüşü denizden oldu. Bazısı "oltayı attı denize, üşüştü balıklar, denizi gördü." Bazılarının "rüyalarından gemiler geçti, allı pullu" kendimizi ait hissettiğimiz yere, denize döndük her seferinde. Voli dedik, dönekçi dedik. Akşam suyu dedik, sabah suyu dedik. Kendimize denizden yeni bir alfabe edindik. Her sefer yeni bir seferdi ve biz hep denizin sonuna gitme isteği duyduk. Akşam suyu bereketinin ardından attığımız ağları artık alma zamanı. Karanlık aralanmadan akşam mola ettiğimiz yere varmak gerek. Yeniden toplamalı ağları. Rast geleden rast gideye bir seyr-ü sefer daha.



Sabah Suyuna Çıkmadan

Hayatımın sonuna dek vazgeçemeyeceğim bir hastalık bu. Hastalığımın adı 'deniz'. Çok sordular deniz ne demek diye bana. Bariz bir 'hastalık1. Ama deniz; arkadaş. Deniz; sırdaş. Deniz; alışkanlık. Deniz; ekmek parası ve de kavgası. Deniz; korkum, korkularımız. Karada da olsam gözlerim hep denizde.



Denize dönmek istiyorum!
Mavi aydınlığında suların
Boy verip görünmek istiyorum
Denize dönmek istiyorum!
Nazım Hikmet




Voli ve Dönekçi Avcılığı

Fazla büyük olmayan teknelerde uzatma ve çevirme ağları ile yapılan balıkçılık. Voli balıkçılığında sabaha kadar devamlı ağ atılır. Dönekçi kayıkları ise akşam suyundan sonra karaya çıkıp, sabah suyundan önce denize açılır atılan ağları toplar. Altı büzülmeyen fanyalı çevirmeli ağlar kullanılır. Bir kurşun yaka ile bir mantar yaka ve arada tor denilen küçük gözlü ağ kullanılır. Suya bırakılan ağlara yakalaşan balıklar karşı tarafa geçmek istediklerinde tora takılırlar ve tor fanyanın gözüne geçerek torba meydana getirir. Balıklar ağdan çıkamaz. Avın verimi fazladır.

alıntıdır   sealife den



-------------
Bülent Erbaş
Eskişehir 1961
0 -


Mesajı Yazan: cuneyt.erbas
Mesaj Tarihi: 05/Kasım/2007 Saat 13:51
 Mevzu rakı ile mezeleri olunca döktürmüşsün yine Bülent.Afiyet olsun herkese...

-------------
[IMG]http://www.resimkaydet.org/resim/1808atatrkab1it0lp7.jpg">
Doğayı koruyamıyoruz."Bu nedenle mutsuzum."cüneyt erbaş 1958 Tarsus


Mesajı Yazan: rising_80
Mesaj Tarihi: 05/Kasım/2007 Saat 14:26
şimdi gelde içme
 

-------------
RECAİ
1983
OSMANİYE          
İLLEDE ÇUPRA


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 05/Kasım/2007 Saat 15:17
 

-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 10/Kasım/2007 Saat 19:36
  http://www.huitres-bouzigues.com/ - http://www.huitres-bouzigues.com/

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 10/Kasım/2007 Saat 19:47
  http://www.bydigi.com/yemek-tarifleri/35565-midye-ve-kalamar-tavasi.html - http://www.bydigi.com/yemek-tarifleri/35565-midye-ve-kalamar-tavasi.html

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: s.cumhur
Mesaj Tarihi: 10/Kasım/2007 Saat 20:12
  devran daha yeni yemek yedim ama sayende yine acıktım, yağmur yağmasa gidip rakıyı almıştım,  ellerin dert görmesin güzel paylaşım.    rastgele.


-------------
cumhur gezen 1965 ist/alanyada (B+)balıkcı http://imageshack.us - [IMG - http://img466.imageshack.us/img466/6011/bayrak2sagdangy9.gif -


Mesajı Yazan: zıpkıncı
Mesaj Tarihi: 10/Kasım/2007 Saat 21:43
 önemli degil ilgi gösterdigin için ben teşekkür ederim... 

-------------
Devran
izmir-kaynarpınar-karaburun-mordogan


***Kaynar Team***


devran35buccuk@hotmail.com


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 13/Kasım/2007 Saat 18:36
 torik lakerdasi a la gurbetci seklinde

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 13/Kasım/2007 Saat 18:40
 filetosu cikartilmis seklinde

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 13/Kasım/2007 Saat 18:44
 baliktan geriye kalan

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 13/Kasım/2007 Saat 19:03
 Cok sevgili bir arkadasimin bana yaptigi buyuk surpriz, Siz de buyurun.

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: s.cumhur
Mesaj Tarihi: 13/Kasım/2007 Saat 20:12
 abi afiyet şeker olsun, güzel çilingir  yarasın.     rastgele.

-------------
cumhur gezen 1965 ist/alanyada (B+)balıkcı http://imageshack.us - [IMG - http://img466.imageshack.us/img466/6011/bayrak2sagdangy9.gif -


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 13/Kasım/2007 Saat 21:19
 Sagol, Sizler icin hazirladim, buyrun sofraya. Sevgilerimle

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: maximus
Mesaj Tarihi: 14/Kasım/2007 Saat 11:51
Orjinalini yazan: FAKO

 torik lakerdasi a la gurbetci seklinde
  
 
 
Fikret abi anlayamadım bu lakerdamı?
Bütün halde temizlemeden lakerda nasıl yapılıyor?


-------------
http://bit.ly/bLVt2j - http://bit.ly/bLVt2j

Murat-1975
İstanbul


Mesajı Yazan: Umut-Çağlar48
Mesaj Tarihi: 14/Kasım/2007 Saat 11:58
fikret abi balıkve midye iyide bardağı beğenmedim türkiyeye geldiğinde haberim olsun sana rakı bardağı hediye edecem sevgiler

-------------
Bülent Erbaş
Eskişehir 1961
0 -


Mesajı Yazan: FAKO
Mesaj Tarihi: 14/Kasım/2007 Saat 15:48
 Sevgili maximus, gecen yil torik lakerdasi tarifini sen vermistin bana galiba.
Dedigin gibi defalarca yaptim ve hep mukemmel oluyordu. Bu sefer hem
baliklari göresin, hem de lakerdayi bu sefer fileto seklinde kesip yapmaya
calisiyorum.Filetolar su an buz gibi suyun icinde aksam tuzlayip kapali bir
kutuya yesletirecegim, defne yapraklarini unutmiyacagim. bakalim sonunda
nasil olacak. Fin. de somlari bu sekilde yapiyorlar, ben de böyle yapmaya karar verdim.
 
Sevgili Bulent, evet cok haklisin bu raki bardagi olurmu yaw!!!!!
   

-------------
Finlandiya'dan selamlar Fikret - 1943 http://fako-balikcim.blogspot.com/">


Mesajı Yazan: balıkçı
Mesaj Tarihi: 14/Kasım/2007 Saat 18:50
Ben, insan sağlığına zararlı olduğu kesin olarak isbat edilen bir nesnenin, üstelik de moderatör sıfatı taşıyan kardeşlerim tarafından gündeme getirilmesi ve alkışlanmasından hiç hoşlanmadım.
Ben içmiyorum, içenlere de karışmıyorum ama reklamına razı değilim.

Bir başkası da çıkıp esrarın, kokainin, vs. muzır bir maddenin faziletlerinden bahsetse, birileri içiyor diye bunu da hoş mu karşılayacağız?

Ne alakası var, rakıyı devlet yapıyor, öteki yasa dışı filan derseniz , devletin doktorları ve ilim adamları da içki ve sigaranın her türlüsünün, insan sağlığına zararlı olduğunu söylüyor.

Lutfen, isteyen içsin, ama içmeyenleri özendirmeyelim.


-------------
Lutfen yazılarımızda Türkçeyi doğru kullanmaya özen gösterelim.

M.Mahir ERSİN
1945 Anadoluhisarı-İSTANBUL



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03 wwf-vb - http://www.webwizforums.com
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide - http://www.webwizguide.info